Bir kentin marka değeri yalnızca gökdelenleriyle, otelleriyle, marinalarıyla ya da turist sayısıyla ölçülmez. Bir şehrin gerçek kimliği; kültürüyle, sanatıyla, tiyatrosuyla, operasıyla ve sanatçılarına verdiği değerle ortaya çıkar.
Bugün Avrupa'nın birçok kentine baktığınızda, en görkemli yapılar arasında opera binalarını, tiyatroları, konser salonlarını görürsünüz. Çünkü gelişmiş toplumlar kültür ve sanatı bir lüks değil, medeniyet göstergesi olarak kabul eder.
Antalya için yıllardır "dünya kenti" diyoruz.
Haklıyız da...
Her yıl yaklaşık 15 milyon turisti ağırlayan, 77 farklı milletten insanın ziyaret ettiği, dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri olan Antalya, uluslararası ölçekte bir marka şehir konumunda.
Ancak iş kültür ve sanat altyapısına gelince ortaya düşündürücü bir tablo ortaya çıkıyor.
Antalya Devlet Opera ve Balesi ile Antalya Devlet Tiyatrosu'nun faaliyet gösterdiği Haşim İşcan Kültür Merkezi mülkiyeti Antalya Büyükşehir Belediyesine ait, yapıldığından bu yana binaya kiracı konumundaki Kültür ve Turizm Bakanlığı tadilatlar yapsada bir türlü sorunları bitmek bilmedi.
Bu sebeple bu bina Dünya kenti Antalya'nın vizyonuna yakışan bir görüntü vermiyor. Kış aylarında çatısının akması, yıpranmış fiziki yapısı ve yıllardır çözülemeyen altyapı sorunları artık gizlenemez hale gelmiş durumda.
Geçtiğimiz günlerde Salı Grubu Antalya için çok önemli bir konuyu masaya yatırdı. Konukları ise Antalya Devlet Tiyatrosu Müdürü Gökhan Tüzün, Antalya Devlet Opera ve Balesi Müdürü Özgür Aslan ve Antalya Devlet Senfoni Orkestrası Müdürü Utku Kapcı ve eski müdürlereden emekli olan Selim Gürata idi. Konuklar kentin tiyatro, senfoni ve opera'ya olan ilgisizliği ve gösterilerin yapıldığı binanın içler acısı durumunu bir kez daha gözler önüne serdiler.

Elbette sanatın kalitesi binanın ihtişamıyla ölçülmez.
İyi bir opera eseri, başarılı bir tiyatro oyunu ya da etkileyici bir bale gösterisi, sahnelendiği binadan bağımsız olarak sanat değerini korur.
Ancak mesele sanatın kendisinden çok, şehrin sanata verdiği değerin görünürlüğüdür.
Dünyanın en önemli turizm kentlerinden birinde opera, bale ve tiyatro etkinliklerinin böylesine yıpranmış bir yapıda icra edilmesi Antalya'nın kültür-sanat vizyonuyla hiç bağdaşmıyor.
Selim Gürata binanın yıllardır kendilerine yaşattığı rezilliği anlatırken biletli izleyicinin azlığından kentin tiyatro, bale ve senfoniye olan ilgisizliğini anlatırken 'Antalya'yı kapatın gitsin' demesi boşa değildi.

Haşim İşcan Kültür Merkezinin mülkiyeti Antalya Büyükşehir Belediyesine ait. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü'ne (DÖSİMM) kiracı durumunda. 2006 yılında tamamlanarak Antalya Devlet Opera ve Balesi ile Antalya Devlet Tiyatrosu'nun ortak kullanımına açılan bu bina, aradan geçen 20 yıla yakın sürede sorunları hiç bitmedi ciddi bir yenileme ve dönüşüm ihtiyacıyla karşı karşıya kaldı.
Bu binanın fiziki yetersizliği ve sorunlarını, dünya kenti Antalya'ya yakışmadığını defalarca haber yaptık. Dinleyen gereğini yapan çıkmadı...
Bir kez daha kendisi de Antalyalı olan Kültür ve Turizm Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy'a buradan çağrıda bulunuyorum. Nasıl tüm eleştirilere kulak asmayıp Antalya Müzesini yeniliyorsanız şimdi size ve Antalya'ya yakışan aynı irade ve kararlılıkla kente Opera, bale ve tiyatro gibi sanat gösterilerinin icar edileceği dünya kendine yakışır bir prestij bina kazandırmanızdır.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü benim çok sevdiğim Tamer Karadağlı'da seçim öncesi benzer durumdan şikayetçi olmuştu. Antalya için son derece önemli bir konuyu Belediye-Ankara arasına sıkıştırmak yerine ilgili bakanlığın kendi bütçesinden bu sorunu çözeceğine inanıyorum.
Bir başka gerçek de seyirci sayıları...
Biletli etkinliklere katılımın istenilen seviyelerde olmadığı sıkça dile getiriliyor. Bunun birçok sebebi olabilir. Ancak kültür ve sanat kurumlarının erişilebilirliği, fiziki cazibesi ve seyirciye sunduğu ortam da bu tablonun önemli parçalarından biridir.
Antalya artık sadece deniz, kum ve güneş şehri değildir.
Bu şehir, kültür ve sanat alanında da dünyanın sayılı kentleri arasına girmeyi hak ediyor.

Sorulması gereken soru şudur:
15 milyon turist ağırlayan dünya kenti Antalya'nın opera ve tiyatro sanatçıları ve Antalyalılar daha modern, daha prestijli ve daha işlevsel bir kültür sanat merkezini hak etmiyor mu?
Ve daha önemlisi...
Antalya'nın kültür ve sanat hayatı, çatısı akan bir binaya mahkûm edilmeli mi?

????inşallah duyarlı birileri çıkar