Eski bayramların o tatlı telaşını, mahalleleri saran yardımlaşma kokusunu özleyenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bugün kurban bayramları, asırlık manasından koparılıp tüketim çılgınlığının ve modern hayatın bir parçası haline getirilme tehlikesiyle karşı karşıya. Gelin, kurbanın tarihsel yolculuğuna ve bugün evrildiği düşündürücü noktaya hep birlikte bakalım.
Kurban İbadetinin Doğuşu ve Hicretin 2. Yılı
Kurban ibadeti, İslamiyet'in ilk yıllarında değil, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Medine'ye hicretinden iki yıl sonra, yani Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. O dönemde Müslüman kimliğinin inşası ve toplumsal dayanışmanın temelleri atılırken, kurban ibadeti vacip (yerine getirilmesi gerekli) bir görev olarak hayatımıza girdi. Peygamber Efendimiz, Medine’de yaşadığı on yıl boyunca her yıl bizzat kurban kesmiş, hatta bir keresinde ümmetinin kurban kesemeyenleri adına da niyet ederek bu ibadetin toplumsal kucaklayıcılığını göstermiştir.
Eski Zamanlarda Bayramlar ve Halk Arasındaki Derin Manası
Eski zamanlarda Kurban Bayramı, sadece bir tatil ya da et kesme ritüeli değildi. Halk arasında "paylaşma" ve "teslimiyet" demekti. Kurbanlıklar günler öncesinden alınır, çocuk gibi bakılır, kınalar yakılırdı. Kesilen kurbanın eti üç parçaya bölünürdü: Biri ev halkına, biri akrabaya, kalan en büyük parça ise evine hiç et girmeyen fukaraya dağıtılırdı. Bayram, zenginle fakirin aynı sofrada eşitlendiği, toplumsal bağların pamuk ipliğinden çelik halatlara dönüştüğü mistik bir dönemdi. Halk, kurbanı Hz. İbrahim'in sadakati ve Hz. İsmail'in teslimiyeti olarak görür, her bıçak darbesinde kendi nefsini törpülerdi.
Günümüz Trajedisi: Kilogramla Kurban ve "Et" Kültürü
Peki ya şimdi? Bugün Kurban Bayramı, ne yazık ki birçokları için "et stoklama" veya "uzun bir yaz tatili" fırsatına dönüştü. Marketlerin internet sitelerinde, broşürlerinde tıpkı sıradan bir şarküteri alışverişi gibi "Hisseli kurbanlık: Şu kadar kg et garantili" ibarelerini görüyoruz. İbadetin özündeki o can feda etme, kan akıtarak Allah'a yakınlaşma (kurban kelimesinin kökeni 'kurb' yani yakınlaşmaktır) bilinci, yerini "Buzdolabını ne kadar dolduracağız?" sorusuna bıraktı.
Daha da vahşisi, endüstriyel kesim adı altında İslami şartlara, hayvan haklarına ve merhamet duygusuna tamamen aykırı, adeta bir fabrika bandı gibi işleyen sistemler türedi. Hayvanın acı çekmemesi, tekbirlerin getirilmesi, ibadet bilincinin korunması gibi hassasiyetler, "hızlı üretim" baskısına kurban ediliyor.
Neden Kestiğimizi Unuttuk mu?
Bugün sokağa çıkıp sorsak, kurban kesenlerin bir kısmı bunu sadece aileden görme bir "alışkanlık" veya "gelenek" olduğu için yapıyor. Bir kısmı ise kışlık et ihtiyacını ucuza kapatma hesabı içinde. Kurbanın aslını bilen, onun bir sosyal adalet mekanizması olduğunu kavrayan ve şartlarına tam manasıyla uyarak bu ibadeti EDA edenlerin sayısı ne yazık ki azalıyor.
Kurban, marketten alınan bir paket et değildir. Kurban, bencil duygulardan arınma, komşunun açlığını hissetme ve yaratıcıya "Ben senin rızan için dünyalıklardan vazgeçebiliyorum" deme duruşudur. Eğer bu bayramda da ibadeti ticarete, kurbanı ise sadece ete indirgemeye devam edersek, elimizde parayla satın alınmış soğuk paketlerden başka hiçbir şey kalmayacak. Kurbanın etini buzdolaplarına kilitleyenler, bayramın ruhunu dışarıda bıraktıklarını ne zaman fark edecekler?


