Bir zamanlar soframızda "Bismillah" diyerek bereketi, komşumuzun hakkını gözeterek adaleti, büyüklere saygıyla da haddimizi bilirdik. Bize bir reçete sundular: "İslam’ı, Allah inancını, mukaddes Kitabı ve Sünnet-i Seniyye’yi hayatın dışına itin; göreceksiniz, gençlerimiz o gıpta ettiğiniz 'muasır medeniyet' seviyesine şak diye ulaşacak."
Peki, ulaştık mı? Yoksa elimizde kalan sadece modern bir enkaz mı?
Özgürlük Mü, Başıboşluk Mu?
İnancı ve manevi değerleri birer "pranga" gibi görüp söküp atan zihniyet, bugün yetiştirdiği neslin aynasına bakmaya cesaret edebiliyor mu? "Korkmaz ve utanmaz" olmayı özgürlük zanneden, hiçbir kutsalı olmayan, otorite tanımayan, kendinden başka kimseye saygı duymayan bir güruh kapladı sokakları.
Okullarda öğretmene kafa tutmayı "özgüven", akranına şiddet uygulamayı "güç gösterisi", topluma açık alanlarda sergilenen edepsizliği ise "yaşam tarzı" olarak pazarlayan bu sistem can çekişiyor. Maneviyatın boşalttığı yeri, batının "sahte insancıllık" maskesi altındaki vahşi bireyselciliği ve bencilliği doldurdu.
Okul Saldırıları ve Vicdanın Çöküşü
Dünya genelinde ve artık yavaş yavaş kendi içimizde de tanık olduğumuz okul saldırıları, akran zorbalıkları ve genç yaşta işlenen korkunç suçlar tesadüf değildir. Kalbine Allah korkusu, ruhuna peygamber ahlakı damlatılmayan bir gencin vicdanı, sadece kendi arzularının kölesidir.
"Muasırlaşacağız" derken;
- Haramı ve helali unutturduk, yerine "başarı için her yol mübahtır"ı koyduk.
- Edep ve hayayı gericilik saydık, yerine "sınır tanımazlığı" yerleştirdik.
- Bin yıllık Anadolu irfanını çöpe attık, yerine sosyal medya fenomenlerinin sahte dünyalarını monte ettik.
Aslımıza Dönüş mü, Felaket mi?
Gençlere matematik, fizik, yabancı dil öğretmekle onları "insan" yapacağımızı sandık. Oysa ruhu aç kalmış bir dahi, toplum için bir bombadan farksızdır. Bizim ihtiyacımız olan, sadece formül ezberleyen beyinler değil; attığı her adımda "Yaradan beni görüyor" bilinciyle hareket eden, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği emin nesillerdir.
Eğer bugün okullarımız birer güvenlik krizine dönüşmüşse, sokaklarda saygı mumla aranıyorsa ve gençlerimiz kendilerini boşlukta hissedip sahte ideolojilerin peşinden sürükleniyorsa, bu "din dışı modernleşme" projesinin iflasıdır.
Kendi öz değerlerimize, manevi köklerimize ve Anadolu’nun mayasına dönmediğimiz her gün, geleceğimizi o "muasır" görünen ama içi çürümüş çukura biraz daha gömüyoruz. Özgürlük, kuralsızlık değil; hakkı ve haddi bilmektir. Şimdi sormak lazım: Bu yeni dünya düzeni bize parlak bir gelecek mi vaat ediyor, yoksa toplumsal bir kıyamet mi

