Türkiye’de tarım politikaları, ne yazık ki uzun süredir "vitrini Avrupalı, mutfağı Alaturka" bir kaosun pençesinde kıvranıyor. Modern dünya; toprağı bir veri bankası, gıdayı ise stratejik bir kale gibi yönetirken, bizler gelişmiş ülkelerin yasalarını kopyalayıp o yasaları yaşatacak ekosistemi kurmayı unutuyoruz. Sonuç mu? Tarlada çürüyen alın teri ve pazarda cüzdanı yakan bir etiket.
Kurumsal Taklit: İskeleti Aldık, Ruhu Dışarıda Bıraktık
Modern ülkelerde tarımsal planlama, çiftçiyi piyasa dalgalanmalarına karşı koruyan bir "zırh" iken; bizde çiftçinin tepesinde sallanan bir "denetim sopasına" dönüşmüş durumda. Avrupa "planlama" derken; lojistiği, kooperatifi ve gelir sigortasını tek bir paket olarak sunuyor. Biz ise sadece işin "emir" kısmını taklit ediyoruz: "Şunu ekeceksin, yoksa destek yok!"
Ancak o ürünü eken çiftçinin mazot borcu altında ezilmesini, ürününü şehre taşıyacak kamyonun navlun bedelini ve aradaki beş aracının kâr hırsını planlamıyoruz. İsviçre çakısının sadece bıçağını alıp, tornavidası ve makası olmadan iş yapmaya çalışıyoruz; sonra da "Neden bu vida sıkılmıyor?" diye şaşırıyoruz.
"Planlamayı sadece bir denetim mekanizması olarak gördüğümüz sürece; çiftçi tarlada, biz ise pazar tezgahının başında mağdur olmaya devam edeceğiz."
Neden Hâlâ Mağduruz?
Sistemin iki ana halkası da şu an kırık dökük ilerliyor:
-
Çiftçi Mağdur: Devlet "ek" diyor ama "satamazsan ben buradayım" güvencesini gerçek anlamda veremiyor. Planlı ürün eken çiftçi, hasat zamanı geldiğinde piyasa fiyatı maliyetinin altına düştüğünde muhatap bulamıyor.
-
Halk Mağdur: Planlama tarlada bitiyor, sofraya uzanamıyor. Güçlü kooperatifler yerine vahşi bir aracı zincirinin eline düşen ürün, plansız bir dağıtım ağında eriyip gidiyor. Tarlada 5 lira olan ürün, 500 kilometre ötedeki tezgahta 50 lira oluyorsa, orada planlama değil "soygun" vardır.
"Sınırlı Ürün" Korkaklığı
Modern ülkeler sütten çiçeğe, domatesten ete kadar her şeyi planlarken; biz neden sadece birkaç stratejik ürünle yetiniyoruz? Çünkü geniş bir yelpazeyi planlamak sadece uydu görüntüsüyle olmaz. Bunun için devasa bir soğuk hava deposu ağı, gelişmiş bir gıda işleme sanayii ve çiftçiyi sübvanse edecek gerçek bir finansal güç gerekir.
Bu yükün altına girmek yerine, sadece "tahıl ambarını" uydudan izleyerek tarımı kurtaracağımızı sanıyoruz. Oysa tarım, sadece buğdaydan ibaret değildir.
Kâğıt Üzerinde Reform, Sofrada Hüsran
Türkiye'nin tarımdaki temel sorunu "kanun yazmak" değil, "sistem kurmaktır." Modern ülkeleri taklit ederek çıkardığımız her eksik yasa, tarladaki çiftçinin belini biraz daha büküyor.
Tarımda modernleşmek; sadece drone uçurmak, uydudan tarla izlemek değildir. Gerçek modernleşme, o tarladaki adamın yarınını teminat altına almaktır. Ruhu olmayan bir planlama, sadece istatistik tutmaya yarar; karın doyurmaya değil.
#tarımekonomisi #üretimplanlaması
