Açık konuşayım…
Türkiye’de 1 Mayıs artık bir “emek bayramı” değil. Her yıl aynı sahnenin yeniden kurulduğu, sonucu baştan belli bir gerilim ritüeline dönmüş durumda. Takvim değişiyor ama görüntü değişmiyor: barikatlar, sloganlar, gaz, arbede… Peki bu kimin faydasına?
Şunu net söylemek gerekiyor: Bu tablo işçinin değil, işçi üzerinden siyaset yapanların eseri.
Taksim Israrı: Hak Arayışı mı, Sembol Kavgası mı?
Ben yıllardır aynı tartışmayı izliyorum.
Koskoca İstanbul’da alternatif alan yokmuş gibi her yıl aynı meydan üzerinden kriz çıkarılıyor. Bu artık bir hak mücadelesi değil, açık bir “sembol savaşıdır.”
Çünkü gerçek işçinin gündemi belli:
- Geçim sıkıntısı
- Uzayan mesai saatleri
- Eriyen maaşlar
Ama sokaktaki görüntüye bakıyorsunuz, bu başlıkların hiçbiri yok. Onun yerine ideolojik sloganlar, sertleşen dil ve kaçınılmaz çatışma…
O zaman sormak lazım:
Gerçekten çözüm mü isteniyor, yoksa kriz mi üretiliyor?
İşçi Adına Konuşanlar, İşçiyi Susturuyor
En rahatsız edici nokta şu:
1 Mayıs’ta en az konuşulan kişi yine işçinin kendisi.
Fabrikada çalışan Ahmet’in, kasada duran Ayşe’nin, şantiyede ter döken Mehmet’in derdi belli. Ama o insanların sesi meydanda yok. Onların yerine konuşanlar var.
Ve açık söyleyeyim:
Bu temsil değil, bu araçsallaştırmadır.
İşçi bir “slogan unsuru” haline getirildiğinde, o günün anlamı zaten kaybolur.
Dünya Kutluyor, Biz Gerilim Üretiyoruz
Dünyanın birçok yerinde 1 Mayıs:
- Ailelerin katıldığı yürüyüşlerle
- Somut taleplerle
- Daha medeni bir zeminde geçiyor
Evet, protesto var. Ama odak net: hak, ücret, yaşam standardı.
Bizde ise tablo farklı.
İşçinin hakkı konuşulmadan, ideolojik hesaplaşma öne çıkıyor.
Bu da 1 Mayıs’ı bir bayram olmaktan çıkarıp, bir çatışma gününe çeviriyor.
Aynı Senaryo, Aynı Sonuç
Her yıl aynı şey oluyor:
- Şehir kilitleniyor
- Esnaf zarar görüyor
- İnsanlar işe gidemiyor
- Gerilim tırmanıyor
Ve sonunda ne değişiyor?
Hiçbir şey.
Bu noktada artık şunu kabul etmek gerekiyor:
Bazıları çözüm üretmek istemiyor. Çünkü kriz, onların varlık sebebi.
En Büyük Zararı Kim Görüyor?
Cevap net: İşçi.
Çünkü gürültü arttıkça gerçek talepler duyulmaz.
Kaos büyüdükçe hak mücadelesi zayıflar.
Sokak sertleştikçe çözüm uzaklaşır.
Yani en çok konuşulan gün, aslında en az sonuç alınan gün haline gelir.
Son Söz Olarak....
Net ifade edeyim:
1 Mayıs, devlete meydan okuma günü değildir.
1 Mayıs, emeğin hakkını savunma günüdür.
Ama bugün geldiğimiz noktada gerçek şu:
İşçinin sesi, onun adına bağıranların gürültüsü içinde kayboluyor.
Ve işte asıl sorun tam olarak burada başlıyor.
