“Beka” Yalanı ve Hedefteki Tek Kimlik
Batı’nın dili değişir, yöntemleri değişir, kullandığı araçlar değişir… Ama niyeti asla değişmez. Dün süngüyle gelen, bugün drone ile geliyor. Dün işgal diyordu, bugün “güvenlik” diyor. Dün sömürge diyordu, bugün “istikrar” diyor. Ama gerçek aynı: Bu coğrafyada kan akıyor ve hedef hiçbir zaman sadece bir ülke, bir şehir ya da bir örgüt olmadı.
Hedef, kimliktir.
Ve Batı için bu kimliğin adı nettir: İslam.
Türk, Kürt, Arap Değil: Tek Bir Hedef Var
Batı’nın stratejik aklı bu coğrafyayı hiçbir zaman etnik başlıklarla okumadı. Biz içeride “Türk mü, Kürt mü, Arap mı” diye tartışırken; onlar tek bir kategori üzerinden baktı:
Müslüman.
Gazze’de ölen çocuk Filistinli olduğu için değil, Müslüman olduğu için hedefte.
Yemen’de açlığa mahkûm edilen halk Arap olduğu için değil, Müslüman olduğu için görmezden geliniyor.
Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da bombalanan şehirler birer coğrafya değil; aynı kimliğin farklı koordinatlarıdır.
Bu yüzden Batı için fark yoktur.
Harita değişir, hedef değişmez.
“Beka” Dedikleri Şey: Sistematik Yok Etme Stratejisi
Bugün İsrail’in ve onu koşulsuz destekleyen Batı’nın kullandığı en kritik kelime: Beka.
Ama bu “beka” dedikleri şey, kendi varlıklarını korumak değil;
başkasının varlığını ortadan kaldırarak ayakta kalma modelidir.
Ve bunun en çıplak hali şudur:
- Çocuklar hedef alınıyor
- Hastaneler vuruluyor
- Açlık bir silah olarak kullanılıyor
- Gelecek bilinçli şekilde yok ediliyor
Bu bir savaş değil.
Bu bir nesil kırma operasyonudur.
Bir halkı sadece öldürerek değil;
korkutarak, travmatize ederek, hafızasını silerek yok etme projesidir.
İtiraf Edilen Gerçek: Geleceği Bugünden Yok Etmek
Artık bu politikalar gizlenmiyor bile.
“Gelecekteki tehditleri bugünden yok ediyoruz” diyen anlayış,
aslında şunu söylüyor:
“Henüz suç işlememiş çocukları öldürmek meşrudur.”
Bu, insanlık tarihinin en karanlık zihniyetidir.
Ve bu zihniyet bugün “medeniyet” adı altında meşrulaştırılıyor.
Sessizlik: En Büyük Suç Ortaklığı
Dünya izliyor.
Uluslararası kuruluşlar izliyor.
Batı kamuoyu izliyor.
Ama hiçbir şey yapmıyor.
Bu artık tarafsızlık değil.
Bu, aktif suç ortaklığıdır.
Çünkü zulme karşı susan, zalimin safına geçmiş demektir.
100 Yıllık Manipülasyon: Bizi Bize Düşman Ettiler
Bu noktaya bir günde gelinmedi.
100 yıl boyunca bu coğrafyada şu oyun oynandı:
- Türk’e Arap düşmanlığı öğretildi
- Arap’a Kürt korkusu işlendi
- Kürt’e Türk tehdidi anlatıldı
Amaç belliydi:
Ortak kimliği parçala, küçük kimlikleri birbirine kırdır.
Bugün hâlâ aynı tuzağın içindeyiz.
Oysa Batı için biz hiçbir zaman ayrı değildik.
Onlar bizi hep aynı gördü.
Ve aynı hedef aldı.
Gerçekle Yüzleşme Zamanı
Artık şu gerçeği açıkça görmek zorundayız:
Bu saldırılar ne bir ülkeye,
ne bir millete,
ne de bir örgüte yöneliktir.
Bu saldırılar bir inanca, bir kimliğe ve bir medeniyet tasavvuruna yöneliktir.
Ve bu yüzden cevap da parçalı olamaz.
Özetle Oyunu Gör, Safını Belirle
Bugün mesele Gazze değil.
Yarın Yemen, ertesi gün başka bir yer.
Ama zincirin halkaları değişse de zincir aynı.
Bu yüzden artık mesele şudur:
Ya bu oyunu görüp ortak bir duruş sergileyeceğiz,
ya da sıranın bize gelmesini bekleyeceğiz.
Çünkü bu döngü durmaz.
Durmaz… durdurulmazsa.
Ve tarih şunu defalarca gösterdi:
Parçalananlar kaybeder, birleşenler tarih yazar.

