2025 ve 2026 verileri, Türkiye ekonomisinde özellikle reel sektör açısından son yılların en sert finansal sıkışmalarından birinin yaşandığını gösteriyor. Açıklanan rakamlar artık sorunun münferit olmadığını, sistemik bir baskıya dönüştüğünü ortaya koyuyor.
2025 yılında kapanan şirket sayısı yüzde 5,9 artarak 33 bin 270’e yükselirken, asıl dikkat çeken artış konkordato başvurularında yaşandı. 2024 yılında 3 bin 497 seviyesinde olan konkordato başvuruları, 2025 sonunda yaklaşık yüzde 80 artışla 6 bin 360 seviyelerine çıktı. 2026’nın ilk aylarında da tablo değişmedi. Sadece ilk iki ayda binin üzerinde yeni başvuru yapılması, piyasadaki baskının halen devam ettiğini gösteriyor.
Ancak burada kritik soru şu:
Gerçekten şirketler üretim yapamadığı için mi batıyor, yoksa finansal sistem içinde nefessiz kaldıkları için mi?
Bugün birçok işletme hâlâ satış yapıyor, müşteri buluyor, ciro üretiyor. Sorun, bu cironun nakde dönüşememesi. Yani problem artık sadece “kârlılık” değil; doğrudan “nakit akışı krizi”.
Faizler Şirketlerin Üzerine Beton Gibi Çöktü
Sıkı para politikasıyla birlikte yükselen faizler, özellikle krediyle dönen KOBİ yapısını ciddi biçimde sarstı. Daha önce işletme sermayesini rotatif kredilerle çevirebilen firmalar, bugün ya krediye ulaşamıyor ya da çok yüksek maliyetlerle borçlanabiliyor.
Birçok sektör için yüzde 50’leri aşan finansman maliyetleri artık taşınabilir olmaktan çıktı.
Özellikle:
- tekstil,
- küçük üretim,
- inşaat yan sanayi,
- lojistik,
- yerel ticaret,
- otomotiv tedarik sanayi
gibi alanlarda şirketler “büyüyememe” değil, doğrudan “hayatta kalma” mücadelesi veriyor.
Asıl Kırılma Vergi ve SGK Borçlarında Yaşanıyor
Piyasada konuşulan en büyük sorunlardan biri de biriken kamu borçları.
Vergi, SGK primi, gecikme faizi, pişmanlık zammı derken birçok işletmede ana borcun üzerine çıkan devasa yükler oluşmuş durumda. Üstelik aylık gecikme oranlarının yüzde 3,7 ile yüzde 4,5 bandında seyretmesi, borcun katlanarak büyümesine neden oluyor.
Fakat şirketleri asıl durma noktasına getiren unsur çoğu zaman borcun kendisi değil; uygulanan tahsil yöntemleri oluyor.
e-Haciz Sistemi Şirketleri Fiilen Kilitliyor
Bugün piyasada en çok konuşulan başlıklardan biri e-Haciz uygulamaları.
Şirket hesabına bloke geldiği anda:
- maaş ödenemiyor,
- tedarikçiye para gönderilemiyor,
- çek karşılığı kapatılamıyor,
- hammadde alınamıyor.
Araç veya ekipman hacizleri ise üretim ve lojistik kapasitesini doğrudan durdurabiliyor.
Bu nedenle birçok işletme hukuken faaliyet gösterse bile fiilen çalışamaz hale geliyor.
İşte tam bu noktada konkordato, birçok firma için “iflastan önceki son durak” değil; operasyonu sürdürebilmek adına kullanılan bir koruma mekanizmasına dönüşmüş durumda.
Peki Çözüm Ne?
Piyasanın en çok dile getirdiği beklenti üç ana başlıkta toplanıyor:
1. İşletme Kredilerine Faiz Destekli Finansman
Özellikle KOBİ’lere yönelik:
- düşük faizli,
- uzun vadeli,
- ilk dönem geri ödemesiz
işletme sermayesi kredileri piyasaya ciddi nefes aldırabilir.
Çünkü bugün birçok firma yatırım yapmayı değil, sadece maaş ve günlük operasyonu çevirmeyi hedefliyor.
2. Vergi ve SGK Yapılandırmaları
Yeni bir yapılandırma modeliyle:
- gecikme faizlerinin azaltılması,
- uzun vadeli ödeme planları,
- üretim ve istihdamını koruyan firmalara özel kolaylıklar
sağlanması piyasadaki baskıyı azaltabilir.
3. e-Haciz ve Bloke Sisteminde Esneklik
Tam bloke yerine:
- maaş hesaplarının korunması,
- ciroya bağlı tahsil modeli,
- kontrollü haciz sistemi,
- operasyonel hesapların tamamen kilitlenmemesi
gibi uygulamalar şirketlerin faaliyetini sürdürmesine yardımcı olabilir.
Çünkü çalışan bir şirket, zamanla borcunu ödeme ihtimali taşıyan şirkettir. Tamamen duran bir işletmenin ise ne üretime ne istihdama katkısı kalır.
Önümüzdeki Süreç Kritik
2026’nın geri kalanında ekonomi yönetiminin en önemli sınavlarından biri, enflasyonla mücadele ederken reel sektörün tamamen nefessiz kalmasını önlemek olacak.
Aksi halde sorun yalnızca şirket kapanmalarıyla sınırlı kalmayabilir.
Üretimde yavaşlama, işsizlikte artış, tahsilat zincirinin kırılması ve iç talepte sert daralma gibi etkiler, ekonominin geneline yayılabilir.
Bugün Türkiye’de birçok işletmenin sorunu artık “iş yapamamak” değil; finansal sistem içinde ayakta kalabilecek oksijeni bulamamak.
