Toplumsal psikolojimiz bozuldu.
Bu bir eleştiri değil, bir tespit. Üstelik dışarıdan değil, bizzat içinden yapılan bir tespit.
Yolda birisi bize gülümsediğinde artık huzur hissetmiyoruz. İçimizde bir ses hemen devreye giriyor:
“Acaba benden ne isteyecek?”
“Bir çıkarı mı var?”
“Bir şey mi yapacak?”
Gülümsemeden bile şüphe duyan bir toplum haline geldik.
Oysa şu an Umre’deyim. 14 gündür farklı coğrafyalardan, farklı kültürlerden, farklı dillerden insanlarla aynı ortamı paylaşıyorum. Yaklaşık elli milletten insan var. Ortak bir dil yok ama ortak bir hal var:
Nezaket.
Kimisi hurma ikram ediyor, kimisi şeker, kimisi zemzem. Kimse karşılık beklemiyor. Kimse hesap yapmıyor. Herkes bir şey vermenin derdinde. Göz göze gelince gülümsüyorlar. Yabancı olmamıza rağmen yanımıza yaklaşıyorlar. İletişim kurmaya çalışıyorlar.
Ve biz?
Bize biri yaklaşınca geri çekiliyoruz.
Birisi ikram edince temkinleniyoruz.
Birisi gülümseyince içimizde alarm çalıyor.
Çünkü biz artık iyiliğe değil, ihtimale bakıyoruz.
Niyete değil, riske odaklanıyoruz.
Daha acısı şu:
Bu sadece bireysel bir refleks değil, toplumsal bir hastalık haline gelmiş durumda.
Burada dikkatle gözlemledim. Onlarca millet bir arada, milyonlarca insan aynı alanda. Gürültü yok, kavga yok, itişme yok. Kurallar konmuş, herkes riayet ediyor.
Ama bir istisna var.
En yüksek sesle itiraz eden,
En basit kurala karşı gelen,
“Yasak” denilen yere girmek için ipi koparan,
Tartışmaya en hızlı giren profil…
Ne yazık ki çoğu zaman biziz.
Bu cümleyi kurmak ağır, biliyorum. Ama görmezden gelmek daha ağır.
Peki ne oldu bize?
Ne zaman iyiliği “saflık”,
nezaketi “zayıflık”,
güveni “risk” olarak görmeye başladık?
Ne zaman her davranışın arkasında bir çıkar arar hale geldik?
Belki de sorun şu:
İyiliği kaybetmedik, güveni kaybettik.
Güven olmayınca, iyilik şüpheli hale gelir.
Şüphe büyüdükçe, kalp kapanır.
Kalp kapanınca, toplum çözülür.
Umre bana şunu gösterdi:
İnsan aslında iyi.
İnsan aslında paylaşmaya meyilli.
İnsan aslında nazik.
Ama yaşadığı ortam onu değiştiriyor.
Bugün Türkiye’de insanlar kötü olduğu için değil, korunmak zorunda hissettiği için böyle davranıyor. Sürekli tetikte olan bir zihin, iyiliği değil tehlikeyi görür.
Ama bu durum kalıcı olmak zorunda değil.
Çünkü toplum dediğimiz şey, tek tek bireylerin toplamıdır.
Ve değişim yukarıdan değil, içeriden başlar.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
Birisi bana gülümsediğinde ben ne hissediyorum?
Şüphe mi?
Yoksa insanlık mı?
Umre’den dönerken valizime sadece hediyeler değil, bir farkındalık koyacağım:
İyilik hâlâ var.
Sadece biz hatırlamayı unuttuk.


Aynen oyle hocam elimize ve ağzimiza sağlik
Eyvallah üstadım bu yazdıklarına aynen katılıyorum ve bizzat şahidim