Sayın seda yekeler öncelikle sizi ve varsa kurucu ortaklarınızı kısaca tanıyabilir miyiz?
Kurucu ortağım yok. Ben Seda Yekeler, dil bilimci, eğitimci, yazar ve filantropist bir girişimciyim. 1982 yılında Ankara’da doğdum ve Bilkent Üniversitesi’nde İngilizce-Fransızca çevirmenlik bölümündeki eğitimimin ardından kariyerimde yabancı dil eğitimi alanına odaklandım. 2007’de kurduğum Akademi ile kendi geliştirdiğim YEK Metot sistemiyle binlerce öğrenciye İngilizce ve Fransızca edinimini sağladım; bu metodoloji bugün çeşitli kurumlarda uygulanıyor.
Aynı zamanda Türkiye’nin tek yabancı dil vakfı SEYEV’in kurucu başkanıyım ve dünyada eğitimde fark yaratan 100 eğitmenden biri olarak ödüllendirildim. “Sen de Konuşabilirsin” adlı kitabım ‘Eğitim Kitabı’ seçildi ve yapay zeka ile dijital dil sistemleri geliştiren bir yatırım–kuluçka şirketi de kurdum. Türkiye’de yabancı dilin sadece öğrenilen bir ders değil, edinilen bir beceri olması için çalışıyorum.

Dil Bilimci, eğitimci ve yazar Seyev Vakfı Başkanı Seda Yekeler: Ezbersiz Dil Eğitimiyle öğrenmeye yönelik farklı bir yaklaşım sunuyor.
İş fikrinizin ana konusu nedir? Hangi sektörde faaliyet gösteriyorsunuz? Faaliyet alanınız nedir?
Lingozon markamızın ana konusu; yabancı dil öğrenimini klasik ezber temelli sistemlerden çıkararak nörobilim temelli, bilinç odaklı ve sürdürülebilir bir edinim modeline dönüştürmektir. Lingozon olarak, Eğitim Teknolojileri (EdTech), Yabancı Dil Eğitimi ve Nörobilim Temelli Öğrenme Sistemleri alanlarında faaliyet göstermekteyiz. Faaliyet alanımız; kişiye özel dil edinim programları, beyin temelli öğrenme metodolojileri geliştirme, kurumsal firmalara yabancı dil ve bilişsel gelişim çözümleri sunma, dijital içerik, online eğitim ve hibrit program tasarımı çocuk, genç ve yetişkinlere yönelik bilinç odaklı dil dönüşüm programı sunuyoruz.
Girişiminizi kurmadan önce ne iş yapıyordunuz? Bu ilk girişiminiz mi? daha önce başka girişimcileriniz olduysa belirtir misiniz?
İngilizce ve Fransızca eğitmenliği yaparken kısa sürede klasik öğretim sistemlerinin kalıcı sonuç üretmediğini fark ettim. Kendi metodolojimi geliştirmeye yöneldim. Lingozon, ilk girişimim değil. Daha önce kendi adımı taşıyan bir dil akademisi kurarak geliştirdiğim YEK Metot ile 22 yıl boyunca binlerce öğrenciye ulaştım.
İş fikri ne zaman ve nasıl gelişti? Neden girişimci olmak istediniz? Hedefiniz, amacınız neydi?
İş fikrim, sahadaki gerçek bir problemden doğdu. Türkiye’de insanlar dili öğrenemiyor değil, doğru yöntemle karşılaşamıyor. Ezber, gramer yığılması ve sınav odaklı sistem; beyinle uyumlu değil. İşte Lingozon fikri tam da bu kırılma anında doğdu. Geliştirdiğim metodolojinin ve nörobilim temelli çalışmaların teknolojiyle birleşmesiyle ortaya çıktı. Girişimci olmak istememin nedeni; sistemi eleştirmek yerine sistemi kurmaktı. Hedefimiz, Türkiye’de ve globalde dil edinme oranını artırmakla birlikte, yabancı dilde de düşünebilen, dünyayla bağlantı kurabilen bireyler yetiştirmek.
Ne kadarlık sermaye ile yola çıktınız? Finansman ihtiyacını karşılamak için neler yaptınız? Melek yatırımcılardan destek aldınız mı? Aldıysanız belirtir misiniz?
İlk aşamada öz kaynaklarımızı kullanarak modeli doğrulamaya ve sistemin sürdürülebilirliğini test etmeye odaklandık. Finansman ihtiyacını; operasyonel verimlilik, kademeli büyüme stratejisi ve iş birlikleriyle yönettik. Şu ana kadar farklı yatırım görüşmeleri ve stratejik ortaklık temaslarımız oldu. Seçici bir yaklaşımla ilerliyoruz.
Büyüme ve gelişmenizdeki en önemli dönüm noktaları neler oldu?
Geliştirdiğimiz beyin temelli metodun sahada ölçülebilir ve kalıcı sonuçlar üretmesi oldu. Bireysel eğitimden kurumsal iş birliklerine geçişimiz, dilin bir ders değil stratejik bir yetkinlik olarak konumlanmasını sağladı. Metodolojinin teknolojiyle entegre edilmesi ve kişiye özel veri temelli sistemlerin kurulması ise Lingozon’u klasik bir eğitim markasından çıkarıp güçlü bir EdTech kimliğine taşıdı
Şimdiye kadar işinizle ilgili neler yaptınız? İlk başlangıçtan itibaren bugün geldiğiniz büyüklük nedir? Kullanıcı/ müşteri sayınız nedir?
Öncelikle beyin temelli dil edinim modelimizi saha deneyimleriyle test ettik aynı zamanda içerik mimarisini oluşturduk ve kişiye özel ilerleme sistemini tasarladık. Ardından bu modeli teknolojiyle entegre ederek mobil uygulama altyapısını geliştirdik. Kısa süre önce App Store’da yayına girerek dijital büyüme sürecimizi resmen başlattık. Henüz erken aşamada bir girişim olmamıza rağmen, organik şekilde oluşan bir kullanıcı topluluğuna sahibiz ve ilk kullanıcı verilerimiz modelin etkileşim ve devamlılık açısından güçlü bir potansiyel taşıdığını gösteriyor.
Performansınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Hedeflerinizin ne kadarını gerçekleştirdiniz? Müşteri, yayılım, büyüme, satış…vb. rakamlarınız nedir?
Odağımız; kullanıcı deneyimini optimize etmek, elde tutma oranlarını güçlendirmek ve veri temelli iyileştirmeler yapmaktır. İlk kullanıcılarımızda memnuniyet ve devamlılık oranlarının hedeflediğimiz seviyelerde olması, doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Belirlediğimiz ilk faz hedeflerimizin büyük kısmını ürünün geliştirilmesi, dijital altyapının kurulması ve pazara giriş sürecini tamamladık. Şimdi ikinci faz olan kontrollü ölçeklenme, stratejik iş birlikleri ve gelir modelinin güçlendirilmesi sürecindeyiz.
Gelecek 5 yıl için büyüme stratejinizin en önemli adımları neler olacak?
İlk aşamada, mobil uygulamanın kullanıcı deneyimini ve veri temelli kişiselleştirme altyapısını derinleştirerek güçlü bir ürün–pazar uyumu oluşturmayı hedefliyoruz. İkinci adımda, kurumsal paketler ve eğitim kurumlarıyla stratejik iş birlikleri geliştirerek B2B kanalda büyümeyi planlıyoruz. Üçüncü fazda, yapay zekâ destekli adaptif öğrenme sistemlerini entegre ederek Lingozon’u klasik bir dil uygulamasından çıkarıp bilişsel gelişim platformuna dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Dördüncü adım ise global açılım: Önce Avrupa ve Orta Doğu pazarında, ardından daha geniş uluslararası ekosistemde konumlanmak. Beş yılın sonunda hedefimiz; sadece kullanıcı sayısı artmış bir uygulama değil, dil edinimini nörobilim temelli bir standart haline getirmiş, teknoloji destekli, uluslararası ölçekte tanınan bir EdTech markası olmaktır.
Yeni proje ve planlarınız nelerdir?
Konuşma pratiğini gerçek zamanlı geri bildirimle destekleyen yeni bir “aktif üretim” modülü geliştiriyoruz. Kurumsal firmalar için Lingozon Corporate paketini hayata geçirerek çalışanların yabancı dili bir iletişim ve düşünme yetkinliği olarak edinmesini sağlayan ölçülebilir performans modülleri sunmayı planlıyoruz. Uzun vadede ise eğitim kurumlarıyla entegre çalışabilen hibrit bir sistem kurmayı hedefliyoruz.
En önemli hedefiniz, hayaliniz nedir?
Türkiye’de yıllardır süren “Anlıyorum ama konuşamıyorum” cümlesini tarihe gömmek. Bunun için dilin doğal olarak yaşandığı ve düşünceye dönüşeceği SEYEV Dil Köyleri’ni kurmak. Yıllara dayanan deneyimimle tasarladığım FDA onaylı yeni beyin cihazı ile dil öğrenmek isteyenlere yenilikçi bir yaklaşım sunmayı hedefliyorum.
Bu dönemde en kritik ilk 3 önceliğiniz nedir?
Kullanıcı deneyimini mükemmelleştirerek, veri temelli ve sürdürülebilir bir sistem kurmak; ikinci olarak metodolojimizi hem bireysel hem kurumsal alanda ölçeklenebilir bir yapıya dönüştürmek. Üçüncü olarak ise “anlıyorum ama konuşamıyorum” döngüsünü kıracak SEYEV Dil Köyleri’nin fizibilite ve iş modeli altyapısını hazırlamak.
Neden bu konular öncelikleriniz arasında?
Vizyonumuzun bireysel başarı hikâyeleriyle sınırlamak yerine, sistemi kurumsal ve uluslararası düzeyde taşımak istiyoruz. Hem dijital hem fiziksel ekosistemi eş zamanlı inşa etmek için SEYEV Dil Köyleri’ni hayata geçirmek ise uzun vadeli hedefimiz.
Bu önceliklerle ilgili nasıl bir ajandanız var mı?
Kısa vadede odağımız Lingozon uygulamasının kullanıcı deneyimini derinleştirmek. Orta vadede; kurumsal paketleri yapılandırarak B2B büyümeyi hızlandırmak. Uzun vadede ise SEYEV Dil Köyleri’ni hayata geçirmek ve pilot lokasyonu açmak
Sayın Yekeler son olarak neleri eklemek istersiniz?
Hızla gelişen teknoloji ile birlikte artık dil edinmeye gerek kalmadı diyenleri duyuyorum. İş dünyasında bir mailin tonu, bir sunumun ikna gücü anlık çeviriyle değil, düşünce üretme kapasitesiyle oluşur. Dil stratejik bir yetkinliktir. Gerçek güç uygulamarla tercüme edilmekte değil; doğrudan konuşabilmektedir.
SEYEV Vakfını Tanıyalım:
Dil Bilimci, eğitimci ve yazar Seda Yekeler tarafından 2013 yılında hayata geçirilen Türkiye’nin tek yabancı dil vakfı olan SEYEV, 11 bini aşkın çocuğa burs, 176 kütüphane ve 16 dil laboratuvarı kazandırdı. Ayrıca SEYEV Vakfı’nın kurucusu Seda Yekeler, “Bir ülkenin kalkınması, çocuklarının dünyayı anlayabilen bir dille düşünmesine bağlıdır. Biz, Türkiye’nin dilini değiştiriyoruz,” diyerek vizyonlarını özetliyor. 11 binden fazla çocuğa ulaşan SEYEV, önümüzdeki beş yılda bu sayıyı 100 bine çıkarmayı hedefliyor. Yekeler, “Her bir çocuk, dil sayesinde dünyaya açılan yeni bir pencere demek. Biz, o pencereleri tek tek açıyoruz,” diyor.
Design For Change (DFC)- Jüri Üyesi
Design for Change çocuklara yapabilirim zihniyeti kazandırmayı hedefleyen dünyanın en büyük çocuk hareketidir. kurulduğu günden bu yana 70’ten fazla ülkede 33 binden daha fazla okulun 2 milyondan fazla çocuğun katıldığı oluşuma dönüşmüştür. Türkiye’nin hedefi ülkemizde en fazla çocuğa ulaşarak, YAPABİLİRİM bilinciyle ve küresel vatandaşlık anlayışıyla hareket eden çocuk ağını kurabilmektir. Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan DFC Türkiye National Challenge 2026, Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğrenciler, öğretmenler, iş dünyası liderleri ve kanaat önderlerini bir araya getirerek çocukların geliştirdiği ilham verici değişim projelerine ev sahipliği yapacaktır. Seda Yekeler ise, Design for Change (DFC) Türkiye National Challenge 2026 kapsamında jüri üyesi olarak yer alacak; ayrıca gün içinde çocuklara yönelik bir atölye düzenleyerek programa katkı sağlayacaktır.
Montenegro Dil Kampı...

Seda Yekeler tarafından hayata geçirilen Montenegro Dil ve Beyin Kampı, üst düzey profesyonellere yönelik olarak tasarlanmış özel bir gelişim programıdır. “Sınırların Ötesinde Konuş” mottosuyla kurgulanan kamp, dili yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda küresel dünyada stratejik bir güç unsuru olarak ele almaktadır.
YEK Metot kapsamında hazırlanan program; 2-3 gece, 4 gün ve toplam 30 saatlik yoğun bir eğitim sürecinden oluşmaktadır. Doğayla iç içe ve uluslararası bir atmosferde gerçekleştirilen kampta, gün boyu yalnızca İngilizce konuşulmaktadır.
Katılımcılar, gerçek iş senaryoları üzerinden pratik yapma imkânı bulurken, beyin temelli öğrenme teknikleri sayesinde dili daha hızlı ve kalıcı bir şekilde edinmektedir.
