Tavan Fiyat: Serbest Piyasanın Sınırı Nerede Başlar? Enflasyonun hız kesmeden yükseldiği dönemlerde toplumun refleksi genelde aynıdır: Şikâyet ederiz, denetim isteriz, birkaç sembolik ceza ile rahatlarız… ama sonuç değişmez.
Kısacası, deyim yerindeyse “havanda su döveriz.” Çünkü sorunun kaynağına değil, sadece görüntüsüne müdahale ederiz.
Bugün Türkiye’de yaşanan tablo da tam olarak budur. Maliyet artışlarını aşan, fırsatçılığa dönüşen fiyat davranışları yalnızca vatandaşın cebini yakmakla kalmıyor; enflasyonu da yeniden üreten bir mekanizma haline geliyor.
Yani mesele artık sadece “zam” değil, kontrolsüz bir fiyatlama düzenidir. Bu noktada klasik çözüm hemen devreye giriyor: Denetim. Peki gerçekten denetimle bu iş çözülür mü? Teoride evet, pratikte hayır.
Çünkü ortada birkaç kötü niyetli aktör değil, yaygınlaşmış bir piyasa davranışı var. Herkesin artırdığı bir ortamda kimse kendini sorumlu hissetmiyor. Denetim ise bu zincirin sadece zayıf halkalarını hedef alıyor. İşte tam burada alışılmışın dışında bir çözüm tartışmaya açılıyor:
Tavan fiyat uygulaması.
Tavan fiyat, kulağa ilk etapta “serbest piyasa karşıtı” gibi gelebilir. Nitekim en çok da bu argümanla eleştiriliyor. Ancak bu itiraz, serbest piyasanın ideal şartlarda işlediği varsayımına dayanır. Oysa gerçek hayatta piyasa çoğu zaman ideal değildir.
Bilgi asimetrisi vardır, güç dengesizliği vardır ve en önemlisi fırsatçılık vardır. Böyle bir ortamda sınırsız serbestlik, rekabet değil kaos üretir. Dünyaya baktığımızda da benzer örnekleri görüyoruz. Avrupa’da birçok ülke, özellikle kira artışlarını sınırlamak için tavan fiyat benzeri düzenlemelere başvuruyor.
Çünkü mesele artık sadece ekonomi değil, sosyal dengedir. İnsanların barınamadığı, temel gıdaya erişemediği bir ortamda “piyasa özgürlüğü”nden bahsetmek, teorik bir lüksten öteye geçmez. Üstelik bu yaklaşım bizim tarihimize de yabancı değil.
Osmanlı’da uygulanan narh sistemi, piyasanın tamamen serbest bırakılmadığını; aksine toplumun genel refahı için belirli sınırlar içinde tutulduğunu gösteriyor. Üretici korunurken tüketici de korunuyordu.
Yani mesele taraf seçmek değil, denge kurmaktı.
Bugün de ihtiyaç duyulan tam olarak bu: denge. Elbette tavan fiyat sihirli bir değnek değildir. Yanlış uygulanırsa arz sorunlarına yol açabilir, kayıt dışılığı artırabilir.
Ancak doğru sektörlerde, özellikle temel ihtiyaç ürünlerinde, geçici ve kontrollü bir şekilde uygulanırsa ciddi bir denge unsuru olabilir. Kisaca olarak mesele ideolojik değil, pratiktir.
Serbest piyasa bir amaç değil, araçtır.
Eğer bu araç toplumun geniş kesimlerini ezmeye başlıyorsa, onu yeniden düzenlemek bir tercih değil, zorunluluktur.
Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
Piyasa mı insan için vardır, yoksa insan mı piyasa için?
