Antalya, ülkemizin gözbebeği Türkiye'nin misafir odası marka değeri olan şehirlerimizin başında gelir.
Turizmin başkenti, tarımın merkezi, kültür ve sanatın kalbi diyoruz… Ancak son dönemlerde şehrin adı sadece turizm ve tarım sektöründe gösterdiği başarılarıyla değil, yolsuzluk soruşturmalarıyla da öne çıkan bir şehir haline geldi.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmalar, belediye ihaleleri, imar izinleri ve kamu alımlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. İddialar oldukça ciddi: Usulsüz ihaleler, rüşvet, irtikap, kayırmacılık, rant paylaşımı ve kamu kaynaklarının kişisel çıkar için kullanılması gibi şehirde kulaktan kulağa dolaşan ve çoğu insanı tedirgin ve uykusuz bırakan iddialar… Henüz yargı süreci tamamlanmadığı ve soruşturma ve dosyaların gizliliği söz konusu olduğu için masumiyet karinesini de göz önünde bulundurarak isimlere ve soruşturma ile ilgili detaylara girmek istemiyorum, ancak yargı süreç uzadıkça halkın vicdanında günden güne oluşan rahatsızlığı endişe ve sinerji kaybını da yazmak durumundayım.
Bir dünya markası şehirde güven kadar önemli bir sermaye yoktur.
Antalya her yıl 20 milyona yakın misafir ağırlayan, 100'ün üzerinde ülke ile doğrudan ticari bağlantısı olan bir dünya markası şehir olarak; şeffaflık, adalet ve temiz yönetimle anılmak zorundadır.
Yolsuzluk iddiaları, kirli ilişkiler, tutuklular ve onlar ile ilişkilendirilen iş insanları üzerinden yürütülen itibarsızlastırma dedikoduları, marka şehir Antalyamızın adını negatif yönden gölgelemeye başladı.
Bu gölge sadece siyaset kurumlarını değil, Antalya ekonomisini ve sosyal hayatını etkiliyor. Çünkü ticaret, adalet ve güvenin olmadığı yerde maalesef kalıcı sürdürülebilir olamıyor.
Burada iki temel sorumluluk öne çıkıyor:
Birincisi, adalet mekanizmasının hızlı ve şeffaf çalışması. Toplumun güvenini yeniden tesis etmenin tek yolu, dosyaların siyaset üstü bir şekilde sonuçlandırılması, tutukluluk sürelerinin cezaya dönüşmeden iddianamelerin bir an önce hazırlanması ve yargılamanın başlamasıdır .
İkincisi ise bu çok daha mühim siyaset kurumlarının kendini temizlemesi.
Kendi içindeki şaibeli isimlere sahip çıkan bir siyaset, sadece kendi güvenilirliğini değil, tüm ülkenin geleceğini riske atar.
Antalya halkı, vergileriyle işleyen belediyelerden ve kurumlarından hizmet bekler; çıkar gruplarına rant aktarılmasını değil. Bu marka şehir, güneşi, denizi doğası ve tarihiyle parıldarken, yöneticilerinin de aynı şekilde şeffaf, dürüst ve hesap verebilir olması gerekiyor.
Bir çok kamu kurumunda olduğu gibi belediyelerimizi de rüşvet sarmalından kurtarmak gerekiyor.
Parti gözetmeksizin diyorum ki küçücük bir belediye de bile vatandaş normal bir işini bir yerlere bir bağış veya rüşvet vermeden yapamıyor. Bu gerçeği herkes kabul ediyor ve bu sıkıntıya da köklü bir çözüm bekliyor.
Antalya’ya düşen görev ise kendi değerlerini ve geleceğini kirli ilişkilerden korumak ve kurtarmaktır.
Çünkü unutmayalım:
Bir şehrin en büyük kaynağı ne turisti, ne tarımı, ne ticareti, ne de betondur. En büyük kaynağı, adalet ve güvendir. Bunları sağladığınız vakit gerisi kolaydır.

Çok güzel bir yazı. Antalya sıradan bir şehir değil. Bu şehrin çok özel yönetilmesi lazım. Yazmaya devam edin uyandırın kış ve yaz uykusundan bu kentin yaşayanların mevlüt bey. Devam edin yazmaya seve seve okuyoruz. Çoğu gazeteci kendi cebine çalışırken senin gibi kentini seven ülkesini düşünen kent sevdalısı gazeteciler susmamali. İyi ki varsınız kaleminize sağlık.
Ağzına kalemine sağlık Mevlüt bey, Antalya'mızı ve olayları kısa ve öz güzel yorumlamışsınız teşekkürler