Geçtiğimiz günlerde Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ev sahipliğinde yine bir “Kaleiçi Zirvesi” düzenlendi.
Zirveye gidemedim ama medyaya yansıyan haberlerden, sosyal medya paylaşımlarından ve sunulan raporlardan takip ettim. Salonda devlet erkanı, protokolden isimler, kurum temsilcileri vardı. Konuşmalar yapıldı, Kaleiçi’nin Antalya’nın “en büyük markası ve mücevheri” olduğu bir kez daha vurgulandı.
Ben Antalya’da 45 yıldır gazetecilik yapıyorum. Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığım döneminde merkezimizi buraya taşıdığımız için 15 yıldan fazla bir süre fiilen Kaleiçi sakini oldum. Sokak sokak, taş taş bilirim orayı.
Yıllardır Kaleiçi’ni kurtarma, sorunlarını çözme uğruna ne vakıflar, ne dernekler, ne platformlar kuruldu... Sayısını artık hatırlayamadığım onlarca zirve, panel, çalıştay yapıldı. Fakat her seferinde ne hikmetse söylemler bir türlü eyleme dönüşemedi. Hep konuşuldu, hep tartışıldı ama o konuşulan süslü laflar hep masada kaldı.
Şimdi sormak lazım: Bu kaçıncı Kaleiçi zirvesi?
Antalya Ticaret ve Sanayi Odası dahil, kentteki birçok kurumun rafları Kaleiçi’ni, Yat Limanı’nı, Balbey’i kurtarmak için hazırlanmış tozlu raporlar, toplantı notları ve projelerle dolu.
Durup durup sil baştan zirve yapmak, bayatlamış bir yöntemden başka bir şey değil. Eğer gerçekten sorunları çözmek için irade, niyet varsa, açın o rafları, geçmişte yapılan zirvelerin çıktılarına bakın; ne kadarı yapılmış, ne kadarı halı altına süpürülmüş ona bakın!
Geriye dönüp baktığımızda, bu kadim coğrafyada kim taş üstüne taş koyduysa hakkını teslim etmek sorumlu gazetecilik gereğidir. Kaleiçi’nin sokakları, altyapısı ve fiziki düzenlemeleriyle ilgili dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel zamanında gözle görünür, kalıcı ve cesur hizmetler yapıldı mı? Yapıldı.
Bu kent için taş üstüne taş konya'nın hizmet edenin elbette hakkını teslim etmek lazım, hizmetten kaçanların da yakasına yapışmak lazım.
Peki bugün Kaleiçi'nin durumu ne? Bence en büyük temel sorun sahipsizlik ya da daha doğrusu yetki karmaşası.
Sahi, Kaleiçi’nin sahibi kim?
Valilik mi? Büyükşehir Belediyesi mi? Muratpaşa Belediyesi mi? Kültür ve Turizm Bakanlığı mı?
Temizliği, çöpü, iş yerlerinin ruhsatı, gıda denetimi, asayişi, estetiği...
O kadar geniş ve karmaşık bir alan ki! Herkes yetkili ama kimse tam anlamıyla sorumlu değil. Sorumluluğu ve topu birbirine atmak en kolayı. Oysa hepsi sorumlu, hepsinin üzerine düşen görevler var.
Her kurum kendi yetki alanındaki sorumluluğu amasız-fakatsız yerine getirse, inan olsun ikide bir "zirve" toplamaya gerek bile kalmaz.
Gelin biraz iğneyi kendimize, çuvaldızı yönetenlere batıralım:
Ulaşım ve Otopark: Kemer’den, Side’den, Manavgat’tan araç kiralayıp gelmiş bir turist, Kaleiçi’ne rahatça girebiliyor mu? Giremiyor. Peki giremiyorsa, aracını güvenle ve rahatça park edebileceği görünür yönlendirme ve park levhaları var mı? Yok. Turist daha ilk adımda kaosun içine düşüyor.
Fiyat ve Etiket Garabeti: Aracını bir şekilde park edip Kaleiçi’nde bir restorana veya kafeye oturan turistin önüne ne geliyor? Doğru dürüst bir fiyatlandırma etiketi, standart bir menü var mı? Maalesef... Herkesin adisyonunda farklı bir fiyat! Türk’e ayrı, yabancıya ayrı fiyat politikası uygulanıyor. Bir külah dondurma için turistten 500 TL alındığını bu gözler gördü! Bu resmen soygundur, kentin imajına ihanettir. Kim denetleyecek burayı? Muratpaşa mı, Büyükşehir mi, Bakanlık mı? Bence HEPSİ!
Yat Limanı'nın Kaybolan Ruhu: Kaleiçi’ni Yat Limanı’ndan bağımsız düşünemeyiz. Ama bugün o eski tarihi Yat Limanı; ruhunu, heyecanını, özünü kaybetmiş, adeta ölü ve mat bir alana dönüşmüş durumda. Buranın da derhal ele alınıp, sağının solunun düzenlenerek eski canlı, cıvıl cıvıl günlerine kavuşturulması, çiçek gibi yapılması şart.
Emniyet anlamında bir hakkı daha teslim edelim: Antalya İl Emniyet Müdürlüğü’nün bölgedeki gayretleriyle Kaleiçi eskisinden daha güvenli. Polisimizi ve kolluk kuvvetlerimizi tebrik ediyoruz.
Ancak bu da yetmez! Özellikle zararlı madde kullananlara, sokak aralarında turistleri ve kent halkını taciz eden unsurlara karşı denetimlerin kararlılıkla ve sıfır toleransla sürdürülmesi gerekiyor.
Antalya Kaleiçi; sadece turistik bir alan değil, Antalya kent halkının, kente gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin nefes alabileceği, tarihi koklayabileceği tek ve en önemli cazibe merkezidir.
Bizler yıllardır bu köşelerden sayısız haber yaptık, yazılar yazdık, programlar düzenledik. Ne yazık ki çok fazla dikkate alan olmadı.
Kaleiçi Zirvelerine asla karşı değilim. Ama boş konuşmalara, tribüne oynamaya, laf üretmeye karşıyım. Ben icraattan yanayım.
Artık bayatlayan zirve toplantılarını bir kenara bırakıp, sahipli, net, zaman ayarlı eylem planlarına geçme zamanı gelmiştir. Umarım son yapılan bu zirve de öncekiler gibi tozlu raflardaki yerini almaz; konuşulanlar masada kalmaz ve artık somut adımlar atılır.
Çünkü Kaleiçi’nin daha fazla zaman kaybetmeye tahammülü yok!
