Sessizlik de Bir Tavırdır: Epstein Belgeleri ve Türkiye Üzerine Sorulması Gereken Sorular
Jeffrey Epstein dosyası artık yalnızca bireysel bir suç hikâyesi olarak ele alınabilecek noktada değildir. ABD yargı makamlarının kayıtlarına giren binlerce sayfalık belge, uçuş kayıtları ve tanık beyanları; meselenin çok katmanlı, çok ülkeli ve kurumsal boyutları olan bir yapı üzerinden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu çerçevede dikkat çeken husus şudur:
Mahkeme tutanaklarında yöneltilen bazı sorular, Türkiye’nin de adı geçen ülkeler arasında yer aldığını göstermektedir. Bu durum, tek başına bir suç isnadı anlamına gelmez. Ancak hiçbir hukuk devletinde, çocuk istismarı iddialarının geçtiği bir dosyada “soruların cevapsız kalması” normal kabul edilemez.
“Hatırlamıyorum” Hakkı ve Toplumsal Şeffaflık
ABD’de görülen davalarda, tanıkların bir kısmı anayasal haklarını kullanarak susmuş, bir kısmı ise “hatırlamıyorum” beyanında bulunmuştur. Bu tutum hukuken meşrudur.
Ancak kamusal açıdan şu soruyu sormak da meşrudur:
Uluslararası nitelikteki ağır suç iddialarında ortaya çıkan bu kolektif bellek kaybı, neden kamuoyunda tatmin edici bir açıklamayla desteklenmemektedir?
Hukuk, susma hakkını tanır; toplum ise şeffaflık beklentisini saklı tutar.
Kurumsal Temaslar ve “Rutin Hizmet” Sınırı
Dosyada yer alan bazı yazışmalarda, Türkiye’deki konaklama ve organizasyon süreçlerine ilişkin atıflar bulunduğu görülmektedir. İlgili taraflar açısından bu temasların “rutin ticari hizmet” kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
Ancak hukukun temel ayrımı nettir:
Bir hizmetin suçtan tamamen habersiz şekilde verilmiş olması ile, risklerin bilindiği ya da bilinmesi gerektiği hâlde verilmiş olması aynı şey değildir.
Bu ayrımı yapacak olan makamlar bellidir.
Bu nedenle mesele, medya polemiğiyle değil; bağımsız ve şeffaf bir hukuki incelemeyle ele alınmalıdır.
Bağışlar, Eğitim ve İtibar Tartışması
Belgelerde geçtiği iddia edilen bağış ilişkileri ise tartışmayı daha hassas bir zemine taşımaktadır. Eğitim kurumlarının, kim tarafından ve hangi geçmişle ilişkilendirilen kaynaklardan fon kabul ettiği, yalnızca hukuki değil; etik ve kamusal bir sorumluluktur.
Bağış kavramı, başlı başına masumdur.
Ancak bağışçının geçmişi ve iddialarla olan bağlantısı, bu masumiyetin sınırlarını belirler.
Bu nedenle “bilmiyorduk” savunmasının inandırıcılığı, ancak açık denetimle ölçülebilir.
Devletin Sorumluluğu ve Meclis Denetimi
Bu noktadan sonra konu, bireysel açıklamaların ötesine geçmiştir. Mesele, devletin bilgi alma, araştırma ve kamuoyunu bilgilendirme yükümlülüğü ile ilgilidir.
Sorular basittir:
- Türkiye bağlantıları araştırıldı mı?
- Araştırıldıysa sonuçları nelerdir?
- Uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları işletildi mi?
Bu soruların cevabı verilmeden, dosyanın kapandığını söylemek mümkün değildir.
Özetle
Kimse peşinen suçlu ilan edilemez.
Ama hiçbir dosya da sessizlikle aklanmaz.
Çocukların adının geçtiği iddialarda zaman kazanmak, hukuki bir strateji olabilir; ancak toplumsal adalet duygusunu güçlendirmez.
Bu nedenle yapılması gereken şey nettir: Belgeler incelenmeli, iddialar araştırılmalı ve ulaşılan sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Çünkü bazen cevap vermemek de bir tercihtir.
Ve o tercih, tarihe not düşülür.

