Son günlerde araçlarda yapılan ÖTV artışı, sadece bir vergi düzenlemesi değil; aynı zamanda bir ekonomik tercih ve siyasi duruşun da göstergesi haline geldi. Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bu artışı cari açığı kapatma hedefiyle açıkladı. Ancak bu açıklama, toplumun geniş kesimlerinde başka soruları da beraberinde getiriyor: Gerçek amaç sadece cari açık mı? Yoksa perde arkasında daha farklı ekonomik yönelimler mi var?
Türkiye'de uzun zamandır otomobil sahibi olmak bir ihtiyaçtan çok bir hayal haline dönüştü. Bugün 16 bin TL emekli maaşı alan bir vatandaş, değil araba almak, ikinci el bir aracı bile hayal edemez durumda. Bu yeni ÖTV düzenlemesiyle birlikte artık sadece arabanın kendisi değil, rüyası bile dar gelirli vatandaş için ulaşılmaz hale geldi. Kaldı ki zaten uzun süredir bu kesim, rüyasının yanından bile geçemiyordu. Artık o rüya da devreden çıktı.
Peki bu adımın hedefi ne? Araç satışlarının azalması mı? Buna bağlı olarak akaryakıt tüketiminin ve ithalatının düşmesi mi? Faizle bastırılan, ama aslında daha da ateşlenen enflasyonun bu yolla dizginlenmeye çalışılması mı? Ne amaçlanırsa amaçlansın, faturanın yine dar gelirliye, yine emekliye, yine orta sınıfa kesildiği ortada.
Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in, izlediği ekonomi politikalarıyla Batılı finans çevrelerinin beklentilerini karşıladığı açık. Ancak bu politikaların, Anadolu’da pazara çıkan emeklinin, ailesine bayramlık almak isteyen asgari ücretlinin, evine araba almanın değil artık servis parası ödemenin derdine düşen memurun gerçeklerine ne kadar temas ettiğini sorgulamak zorundayız.
Mehmet Şimşek bu ülke için bir ekonomi politikası tercihi olabilir; ancak geldiğimiz noktada bu tercih ne sosyal ne de ekonomik açıdan sürdürülebilir görünmektedir. Türkiye’nin büyüme hedefleri, refah vizyonu, kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi modeli; sürekli artan dolaylı vergilerle, enflasyonu dizginleme adına yapılan halktan kopuk düzenlemelerle değil, üretimi teşvik eden ve gelir adaletini gözeten politikalarla mümkündür.
Eğer Sayın Bakan bu vergilerden, bu faiz yükünden, bu sosyal gerçeklikten kopuk anlayıştan vazgeçemiyorsa, hükümetin bir tercih yapması gerekecektir. Tercih; ya bu yükü taşıyamayacak noktaya gelen halktan yana olacaktır, ya da ekonomik verilerle süslenmiş ama hayatın gerçeklerinden uzak bir bürokratik anlayıştan...
Unutmayalım: Ekonomik göstergeler değil, halkın mutfağı belirler bir ülkenin refah düzeyini.