Gazze, modern dünyanın 21. yüzyılda soykırıma göz göre göre seyirci kaldığı yerin adıdır. Bombalarla, mermilerle öldürmenin artık “yetersiz” görüldüğü; bebeklerin, çocukların, kadınların, yaşlıların açlıkla, susuzlukla, sistematik olarak işkenceyle öldürülmesi için planlı bir şekilde gıda girişine izin verilmeyen bir açık hava mezarlığıdır.
Her gün açlıktan ölen insanlar var. Her gün ekmek almak için kuyruğa giren aç halkın üzerine ateş açılıyor. İnsanlar, yardıma ulaşmak istedikleri için katlediliyor. Bu bir savaş değil, bu doğrudan doğruya bir soykırımdır. Ve bu soykırımın en büyük destekçisi suskunluktur.
Modern dünya mı? Arsız ve ahlaksız bir gösteriden ibaret. İnsan hakları diye her fırsatta bağıran, özgürlük diye her köşe başında böğüren, ama söz konusu Filistin olunca gözlerini kaçıran sahtekâr bir güruhtan bahsediyoruz. LGBT bayrağını insanlık bayrağı sanan, mazlumun çığlığını duymazdan gelen bir yalancı medeniyet!
Peki ya biz? Dönüp kendi ülkemize bakalım: Sözde %99'u Müslüman olan bir ülkede, bırakın meydanları, market raflarında bile boykot yapamayan, lüksünden konforundan taviz veremeyen, sadece sosyal medyada öfke kusup ardından İsrail ürünlerini almaya devam eden bir kitle var.
Diğer tarafta, kendini sözde “Mustafa Kemal’in askerleri” diye tanımlayan bir güruh var ki, istisnasız İsrail’i destekliyor. “İnsan hakları” diyorlar ama sadece kendi ideolojik sınırlarına girenler için. Filistinli bir bebek söz konusu olunca insan hakları da vicdan da buhar olup uçuyor. Onlar için insan hakları; seçilmiş, ideolojik bir kulüp kartı gibi.
Gazze bugün sadece bombalarla değil; bu iki yüzlü suskunlukla, bu sahtekâr destekle, bu çürümüş vicdanlarla katlediliyor.
Gazze bir coğrafya değil artık; utancın, sahtekârlığın, insanlıktan çıkışın adı oldu.
Bu çağda insanlık çöktü.
Ve sen hâlâ susuyorsan, hâlâ konforundan ödün vermiyorsan...
Sen de ortaksın bu cinayete!
