İstanbul’un deprem gerçeği artık herkesin malumu. Bilim insanları yıllardır 7’nin üzerinde şiddete sahip bir depremin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Buna rağmen hâlâ kentsel dönüşüm konusunda ortaya konan kampanyalar gerçeklikten uzak, göstermelik ve yetersizdir.
Bugün inşaat sektöründe metrekare maliyeti 30.000 TL’den başlarken, verilen devlet desteği bu rakamın yanında adeta “devede kulak” kalmaktadır. 13 bağımsız bölümden oluşan bir bina için, yalnızca müteahhit ek olarak daire başına 1,9 milyon TL talep edebilmektedir. Ayrıca belediyeler otopark bedeli gibi ek kalemlerle milyonlarca lira daha yük bindirmektedir. Bu tabloda, dar gelirli vatandaşların binalarını dönüştürme şansı fiilen ortadan kalkmaktadır.
Oysa herkes biliyor ki İstanbul’daki dayanıksız binalarda ağırlıklı olarak gelir seviyesi düşük kesimler yaşamaktadır. Yani deprem geldiğinde en büyük can kaybı riski, en korunmasız ve en savunmasız insanları beklemektedir. Birçok uzmanın ortak görüşü, İstanbul depreminde 1 milyondan fazla can kaybı yaşanabileceği yönündedir.
Buna rağmen kamuoyuna sunulan kampanyalar, “Yarısı Bizden” ya da benzeri isimlerle lanse edilse de, gerçekte vatandaşın yükünü hafifletmekten çok uzaktır. Verilen destekler, bırakın çözümü, mevcut sorunların bile çeyreğini karşılamamaktadır.

Dua ve Temenniler Yetmez, Tedbir Farzdır
17 Ağustos 1999’un üzerinden 26 yıl geçti. Yetkililer her yıl aynı mesajları veriyor: “Bir daha yaşanmasın”, “Rabbim tekrarını göstermesin”… Ancak İslam’ın en temel prensiplerinden biri göz ardı ediliyor: Tedbir farzdır. Dua etmek elbette kıymetlidir, fakat hiçbir tedbir almadan yapılan dualar sadece vicdan rahatlatmaya yarar.
Deprem gerçeği karşısında yapılması gereken, vatandaşın cebine uygun gerçekçi dönüşüm modelleri geliştirmektir. İnsanların güvenli konutlara kavuşabilmesi için, maliyetin büyük kısmını devletin üstlenmesi zorunludur. Aksi hâlde, halkın büyük çoğunluğu dayanıksız binalarda yaşamaya devam edecek ve yaşanacak felaketin faturası bütün topluma çıkacaktır.
Kısaca;
Bugün atılması gereken adımlar çok nettir:
Kentsel dönüşümde maliyet gerçeklerine uygun destek verilmelidir.
Gelir seviyesi düşük vatandaşlar için tamamlayıcı finansman modelleri geliştirilmelidir.
Otopark bedeli gibi vatandaşı ezen kalemler kaldırılmalı ya da devletçe üstlenilmelidir.
Deprem öncesinde, herkesin güvenli konutlara erişimi sağlanmalıdır.
Deprem sonrası “başsağlığı mesajları” atmak kolaydır. Zor olan, ama gerçekten gerekli olan şey ise, bugünden sahici tedbirler almaktır.
