Bu ülkede artık bazı gerçekleri konuşmanın zamanı geldi.
Eğitim sistemimiz çocuklarımızı hayata hazırlıyor mu, yoksa sadece 12 yıl boyunca okul sıralarında oyalayıp sonra da diplomalı işsizler ordusuna mı katıyor?
Bugün sanayi üretim kapasitemiz büyümek istiyor, ihracat hedefleri konuşuluyor, yerlilik ve millilik vurgulanıyor…
Ama gelin görün ki, bu hedeflerin merkezinde yer alması gereken ara eleman meselesi kimsenin umurunda değil gibi.
Her yerde aynı cümle:
“Usta bulamıyoruz, kalfa yetişmiyor, çırak gelmiyor…”
Neden gelsin ki?
Çocuk, 12 yıl boyunca “üniversiteye girersen kurtulursun” diye şartlandırılmış.
Aile, “oğlum masa başı iş yapsın” derdinde.
Sistem desen zaten sadece sınav kazanmaya odaklı.
Sanayiye, üretime, teknik eğitime yönlendiren yok.
Bir yanda üniversite mezunu işsiz yığınları, diğer yanda ara eleman diye inleyen sanayi.
Biri umutla KPSS’ye hazırlanıyor, öteki sabah 07.00’de dükkân açacak çırak arıyor.
Zorunlu eğitim niyetle değil, gerçeklikle ölçülür
12 yıl zorunlu eğitim uygulaması iyi niyetle yapılmış olabilir.
Ama iyi niyet tek başına yetmez.
Zorunlu eğitim, neye yaradığına göre değer kazanır.
Bugün bu sistem, ne çocuğa, ne aileye, ne öğretmene, ne ülkeye fayda sağlıyor.
Bir çocuğun yeteneği tornacı olmaya uygunsa, onu 18 yaşına kadar sırada tutmak neden?
Niye o çocuk 13 yaşında mesleğini öğrenmeye başlamasın?
Neden hem el becerisi hem ahlak kazandıracak bir ustanın yanına çırak olarak verilmesin?
Üstelik bu sadece sanayi meselesi değil.
Aile huzuru, gelir adaleti, toplumsal yapı da bundan etkileniyor.
Geç evlilikler, kopuk aile bağları, üretmeden tüketen bir gençlik…
Hepsi bu sistemin yan etkileri.
Herkes üniversite okumak zorunda değil!
Evet, tekrar edelim:
Herkes üniversite okumak zorunda değil.
Okumak isteyen okusun, doktorasını yapsın, bilim üretsin.
Ama istemeyene meslek verilsin, yol gösterilsin, emek öğretilsin.
Zorunlu eğitim artık “12 yıl boyunca mecburi okul” değil,
“erken yaşta doğru yönlendirme” şeklinde tasarlanmalı.
Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda adım atmak istiyor, biliyoruz.
4+4+4 sisteminin son 4 yılına “esneklik” gelmesi konuşuluyor.
Belki “2 yıl zorunlu, 2 yıl isteğe bağlı” olacak.
Yetmez ama evet, yine de olumlu bir başlangıç olur.

Ama bununla yetinilmemeli.
Rehberlik sistemi güçlendirilmeli.
Aile-okul işbirliği gerçek anlamda kurulmalı.
Fabrikalarla, sanayi siteleriyle eğitim kurumları iş birliği yapmalı.
Devlet Baba’dır, evladını tanımalı
Biz hep “devlet baba” deriz.
Ama baba olmak sadece karnını doyurmakla olmaz.
Evladını tanımakla, yön göstermekle, adaletle davranmakla olur.
Eğitimdeki bu çıkmaz, tüm ülkeyi ilgilendiriyor.
Siyaset üstü bir mesele.
Milli mesele.
Ülkemizin üretim gücünü de, gençliğin geleceğini de bu sistem belirliyor.
O yüzden bugün konuşmazsak, yarın çok geç olacak.
Hem gençliğimizi kaybederiz, hem üretimimizi.
Ben bu konularda yazmaya, konuşmaya, takip etmeye devam edeceğim.
Çünkü bu mesele bizim değilse, başka hiçbir şey bizim değildir.
