Türkiye’de uzun zamandır “serbest piyasa ekonomisi” adı altında uygulanan model, ne yazık ki sağlıklı işleyen bir piyasa düzeni değil; denetimsiz, kuralsız ve fırsatçılığın ödüllendirildiği bir *serbest vurgun düzenine* dönüşmüştür. Halkın her gün sokakta, markette, lokantada maruz kaldığı *keyfi fiyat artışları, temel bir piyasa kuralının yokluğunu göstermektedir: **adil rekabet ve kamu denetimi*.
Düşünün:
Maliyeti 30 TL olan bir lahmacun, Bodrum’da yabancı turiste 3.000 TL’ye satılabiliyor.
Market raflarında aynı ürün, haftalar içinde hiçbir maliyet artışı olmamasına rağmen sürekli etiket değiştiriyor.
Restoranlarda, kafelerde, ulaşımda fiyatlar artık *yılda bir değil, haftada bir değişiyor*.
Bu sadece piyasanın doğal işleyişi değildir. Bu, *fırsatçılık ve piyasa anarşisidir*.
Dahası, halkın büyük çoğunluğunun temel gelirleri — ücretler, maaşlar, emekli aylıkları — bu hızda artamazken, serbest piyasa adı altında *kontrolsüz zam dalgaları*, toplumun geniş kesimlerini yoksullaştırmaktadır.

Oysa modern ve demokratik ülkelerde, piyasa ekonomisi *hakem kurallar ve kamu yararı ekseninde işler*.
Avrupa’da birçok örnek mevcuttur:
* *Fransa, temel gıda maddeleri için **kâr marjı sınırlandırmaları* ve *fiyat izleme mekanizmaları* uygular.
* *İngiltere’de enerji fiyatlarına **devlet tarafından belirlenen üst tavan fiyatı* (price cap) konulur.
* *Almanya’da doğalgaz ve elektrik fiyatları, **Federal Ağ Ajansı* tarafından düzenlenir ve kamu yararı göz önünde bulundurularak sınırlandırılır.
* *İspanya* temel gıda ürünlerinde KDV sıfırlama ve fiyat freni uygulamıştır.
* *Macaristan, bazı temel gıda ürünlerine doğrudan **fiyat tavanı* getirmiştir.
Bu ülkeler *serbest piyasa ekonomisine sahip olmakla birlikte, toplumun en temel ihtiyaçlarının **fiyat spekülasyonuna kurban gitmesine asla izin vermezler*.
Çünkü gıda, barınma, enerji, ulaşım gibi temel alanlar sadece birer ticari mal değildir; *toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği için hayati öneme sahiptir*.
Türkiye’de ise, “serbest piyasa” söylemi, siyasi iktidarın *denetim eksikliğini meşrulaştırma aracı* hâline gelmiştir.
*Rekabet Kurumu* ve ilgili denetleyici organlar etkisizdir; cezalar caydırıcı değildir; büyük zincir marketler ve sektör kartelleri istedikleri gibi fiyat belirlemektedir.
Yerel yönetimler ise çoğu kez bu konuda yetkisiz bırakılmıştır.
Sonuç olarak, halk günlük hayatında *anlamsız, temelsiz ve ahlaki meşruiyeti olmayan fiyat artışlarına* maruz kalmakta, bunun karşısında kendisini çaresiz hissetmektedir.
Artık bu *piyasa anarşisine dur deme zamanı gelmiştir*.
Türkiye’nin yapması gereken açıktır:
* Temel gıda ve halk hizmetlerinde *etkin fiyat denetimi ve şeffaf fiyat izleme mekanizması kurulmalıdır*.
* *Fahiş fiyat uygulayan işletmelere caydırıcı cezalar* uygulanmalıdır.
* *Enerji, ulaşım, su gibi temel kamu hizmetlerinde fiyat tavanları* net şekilde belirlenmelidir.
* Kamu yararını ön planda tutacak bir *piyasa ahlakı ve denetim kültürü* oluşturulmalıdır.
Serbest piyasa; *kuralsız, ahlaksız ve fırsatçı piyasa demek değildir*.
Gerçek bir serbest piyasa ancak *adil rekabetin, etkin kamu denetiminin ve toplumsal sorumluluğun* olduğu yerde sağlıklı işler.
Halk artık *bu başıboş fiyat düzenine mahkûm değildir ve olmamalıdır*.
Devletin görevi, yalnızca piyasanın keyfine bırakılmış bir toplum yaratmak değil, *temel kamu yararını ve sosyal adaleti sağlamak* olmalıdır.
Bu bir tercih değil, *modern devlet olmanın gereğidir.
