2026 yılı, modern diplomasinin resmen toprağa verildiği yıl olarak tarihe geçecek gibi görünüyor. Bir zamanlar “egemenlik”, “devlet dokunulmazlığı”, “uluslararası hukuk” gibi kavramlarla süslenen küresel düzen, bugün lider kaçırmaların, kaynak gasplarının ve açık ihlallerin normalleştirildiği bir haydutlar arenasına dönüştü.
Bir ülke liderinin, en korunaklı evinden, eşiyle birlikte paketlenip götürülmesi sadece bir güvenlik zaafı değildir. Bu, küresel sistemin iflas ilanıdır. Hele ki bu operasyonun içeriden destekle, bir savunma bakanının ihanetiyle yapılmış olabileceği iddiaları doğruysa, artık “güvenlik” kelimesini sözlüklerden silmek gerekir.
Bu noktadan sonra kimse bize masal anlatmasın.
Sessiz Kalanların Sırası Geliyor
Bugün gözünü Meksika’ya, Kolombiya’ya, Küba’ya, Grönland’a diken bu sistem, yarın daha da ileri gidecek. Avrupa Birliği susuyor. İngiltere kelimelerini tartarak konuşuyor. Danimarka Başbakanı titreyen bir sesle “korkutucu” demekle yetiniyor.
Sormak lazım:
Yarın Rusya Ukrayna liderini kaçırdığında ne diyeceksiniz?
Çin Tayvan liderini Pekin’e götürdüğünde hangi hukuku hatırlayacaksınız?
Artık dünyada hiçbir lider güvende değil. Liderlerin kendi generallerine bile güvenemediği bir çağdayız. Bu nedenle savunma artık kağıt anlaşmalarla değil; yerli, milli, yapay zekâ tabanlı otonom sistemlerle sağlanır. Bu bir tercih değil, varoluş meselesidir.
Batı’nın Paslanmış Kalkanı
Bu tablo karşısında Batı’nın durumu nettir:
Avrupa Birliği: Yaşlanmış ordular, tükenmiş mühimmatlar, Ukrayna bataklığında eriyen askeri kapasite… Türkiye’nin Adalar ya da Kıbrıs hamlesine karşı hangi fiili gücü var? Yok. Avrupa artık sadece “endişe duyan” bir ambalajdır.
ABD: Kendi açtığı haydutluk yolunda başkasını durduracak ahlaki bir kredisi kalmamıştır. Bugün ancak “arabulucu olayım” diyebilir.
İsrail: ABD lojistiği olmadan ayakta duramayan bir yapı, Türkiye ile doğrudan yüzleşmeyi rüyasında bile göremez.
Devlerin Sessiz Mutabakatı
Rusya Ukrayna’da meşgul. Çin Tayvan için pusuda. Bu kaos ortamında Türkiye ile fiziksel bir çatışmayı göze alacak aktör yok. Aksine, herkes Batı’nın yıktığı hukuk duvarının arkasından kendi hesabını yapıyor.
Türkiye İçin Meşruiyet Tartışması Bitmiştir
Biz “bu doğrudur” demiyoruz.
Biz şunu söylüyoruz: Bu yolu siz meşrulaştırdınız.
Eğer bir devlet başka bir devletin liderini kaçırabiliyor, kaynaklarına el koyabiliyorsa; Türkiye yarın Kerkük ve Musul’da, Adalar’da, Kıbrıs’ta tarihsel ve milli haklarını kaba kuvvetle tahsis ettiğinde, kim hangi yüzle itiraz edecek?
AB mi? Kendi gölgesinden korkanlar mı?
ABD mi? Kendi icat ettiği yöntemi başkası uygulayınca mı ahlak hatırlayacak?
Rusya mı, Çin mi? Onlar zaten bir sonraki hamlenin planını yapıyor.
Misak-ı Milli sınırları içerisindeki her adım, bu düzen içinde artık meşru sayılmak zorundadır. Çünkü hukuk, güçlü olanın işine geldiği sürece vardır. Bugün onu yıkanlar, yarın sonuçlarına katlanacaktır.
Son Söz
Orman kanunu yazıldı.
Hukuk bitti.
Diplomasi masaları devrildi.
Artık sadece şunlar konuşulacak:
Kim daha hızlı?
Kim daha akıllı?
Kim kendi göbeğini kendi kesebiliyor?
Türkiye bu yeni düzende icazet beklemez.
Ve kimse, bu saatten sonra bize “uluslararası norm” masalı anlatmasın.
Çünkü ormanda masal anlatanlar değil, kurtlar hayatta kalır.

