Dünya, bugün uluslararası hukukun cenaze namazını Caracas’tan yükselen dumanlar eşliğinde kılıyor. ABD’nin hiçbir saldırıya uğramamış, kendi egemenlik alanındaki Venezuela’nın başkentini vurması, artık maskelerin tamamen düştüğünün ilanıdır. Bu sadece bir askeri operasyon değil; bu, "Ben güçlüyüm, o halde haklıyım" diyen orman kanunlarının modern dünyaya dayatılmasıdır.
Küresel Sistemin İki Silahşörü: ABD ve İsrail
Bugün yerkürenin bir ucunda İsrail, Ortadoğu’yu fütursuzca bir kan gölüne çevirirken; diğer ucunda koruyucusu ve suç ortağı ABD, Latin Amerika’da egemenlik avcılığına çıkıyor. Bu iki devlet, kendilerini hukukun, sınırların ve insanlığın üzerinde görüyor. İsrail, arkasına aldığı devasa medya gücü ve finansal ağlarla dünyayı sustururken; ABD, askeri zorbalığı ve ekonomik yaptırım silahını bir giyotin gibi kullanarak ulusları hizaya sokuyor.
Peki, bu cüretin kaynağı ne? Kimseye saldırmamış bir ülkenin kalbine bomba yağdırma hakkını kim veriyor bu modern haydutlara? Cevap, sistemin bizzat kendisinin bu zorbalığa göre dizayn edilmiş olmasıdır.
Göstermelik Kurumlar ve İflas Eden BM
Son iki üç yıldır açıkça görüyoruz ki; Birleşmiş Milletler (BM) dediğimiz yapı, sadece güçlülerin çıkarlarını meşrulaştıran bir illüzyon makinesinden ibarettir. Barışı korumak için kurulan bu devasa hantal yapı, artık "iflas bayrağını" çekmiştir. Katliamlar yaşanırken kınama mesajı yayınlamaktan öteye gidemeyen, bir elin parmaklarını geçmeyen veto yetkisine sahip ülkelerin oyuncağı olmuş bir kurumun dünyayı adalete taşıması mümkün müdür?
Öte yanda, sözde "uygar" Avrupa Birliği’nin sessizliği ise tam bir ibret vesikasıdır. Ekonomik bağımlılıkları ve askeri yetersizlikleri nedeniyle ABD’nin kanatları altına sığınan Avrupa, kendi değerlerini bu sessizlikle mezara gömmektedir. Onlar seyrettikçe, bu haydut devletler pervasızlık dozajını her geçen gün artırıyor.
3. Dünya Savaşı Korkusu ve Kolektif Esaret
Tüm dünya, bu iki devletin şımarıklığını "aman büyük bir savaş çıkmasın" korkusuyla, içi kan ağlayarak izliyor. Ancak unutulmamalıdır ki; adaletin olmadığı yerde barış sadece bir teslimiyettir. Bugün Caracas’ta patlayan bombalar, yarın başka bir başkentin sokaklarında yankılanacaktır. Modern dünya sessiz kaldıkça, sıradaki kurbanın kim olacağını sadece Washington ve Tel Aviv’deki karar vericilerin keyfi belirleyecektir.
Bu gidişat, dünyayı kaçınılmaz bir uçuruma sürüklüyor. Eğer insanlık bu "haydutluk düzenine" dur demezse, tarih bu dönemi "modern barbarlık çağı" olarak kaydedecektir. Bakalım sırada kim var? Kimin sınırları "ulusal çıkarlar" bahanesiyle ihlal edilecek? Kimin çocukları bu zorbalığın bedelini ödeyecek?

