Türkiye’nin ekonomik ve siyasi zorluklarını konuşurken en az konuşulan ama en hayati mesele: toplumsal çöküş. Artık yalnızca ekonomik fakirleşme değil, manevi çürüme de yaşıyoruz. Üstelik bu çöküş sadece dış kaynaklı değil; bizzat şımarmış zenginleşme ile içeriden büyütülmüş bir yangın.
Bugün dindarlık iddiasıyla yıllarca muhalefet eden çevrelerin büyük kısmı, imkân bulur bulmaz paraya ve güce teslim oldu. Helal-haram çizgisi flu hale geldi, lüks araçlar, AVM’ler, yurtdışı tatilleriyle örülen yeni bir "seçkin dindar sınıfı" doğdu. Müslümanlar zenginleşti ama sorumluluklarıyla değil, şımarıklıklarıyla. Övündük, gösterdik, israfa battık. Maneviyatı yaşayamadık; tükettik.
Aile politikası mı dediniz?
Aile Bakanlığı, artık sadece doğum izniyle, süt yardımıyla övünüyor. Oysa ortada aile kalmadı. 4+4+4 sistemiyle bölünüp parçalanan eğitim yapısı, çocukları değerlerinden kopardı. Okullarda ne milletin ruhu var, ne medeniyetin izi. TRT dizileriyle, birkaç sosyal medya kampanyasıyla bu mesele çözülmez.
Bugün gençlerin neredeyse tamamı ya memurluk sınavına odaklanıyor ya da yurt dışı planları kuruyor. Geriye kalanlar ise TikTok çılgınlığında, boşlukta savruluyor. Aileler çocuklarıyla iletişim kuramaz hale geldi. Gençlik devletin de, cemaatlerin de, partilerin de umurunda değil. Yalnız ve başıboşlar.
Sessizliğin bedeli: LGBT lobisi ve diziler
Devlet, sözde toplumsal hassasiyetleri savunduğunu iddia ederken, LGBT dernekleri sokak sokak örgütleniyor. Üstelik bunu kültür-sanat faaliyetleri kisvesi altında yapıyorlar. Dizilerde ve dijital platformlarda ailenin ifsadı normalleştiriliyor. Ahlak dışı ilişkiler, modernlik adıyla pazarlanıyor. Ve biz sadece izliyoruz.
Bu noktada devletin sessizliği, sadece bir stratejik hata değil; bir tarihi vebaldir.
Milli Müfredat Yok, Milli Ruh da Yok
Mevcut müfredat, Tanzimat kafasıyla hazırlanmış gibi. Millî Eğitim Bakanlığı, çocuklara kodlama öğretiyor ama ahlâk öğretemiyor. Matematik var, tarih yok. Fizik var, şuur yok. 4+4+4 sistemiyle yapısal kopuşlar yaratıldı, çocuklar ilkokuldan çıkarken bile hayatı çözmekten uzak hale getirildi. Milli müfredat olmadan milli ruh yetişmez.
Üretmeyen toplum, üretmeyen zihin
Bir ülkenin geleceği, fabrikalarda değil önce ailede, sonra okulda kurulur. Bugün ise çalışan-üreten kesim sayıca azaldı. Geri kalanlar devlet memurluğuna sığınmış ya da emeklilikle ömrünü tüketiyor. Ekonomik üretim kadar zihinsel üretim de durmuş durumda. Artık düşünce üretemiyoruz. Gençlik düşünmüyor. Akademi suskun. Medya korkak.
Kırılma noktasındayız
Devletin tepesinden tabanına kadar herkes bir kişiden çözüm bekliyor. Kurumsal akıl yok, millet iradesi artık sadece seçim sonuçlarına indirgenmiş. Oysa toplumun geleceğini seçimin ertesi günü değil, çocuklarımızın bugünü belirler.
Ya uyanacağız ya da kaybedeceğiz
Bu ülke köprülerle, havaalanlarıyla değil; aileyle, ahlâkla, eğitimle ayakta kalır. Maneviyat çöküyorsa, hiçbir yatırım bizi kurtaramaz. Bugün artık hayati kararlar alınmak zorunda. Aileyi güçlendirecek, gençliği değerleriyle barıştıracak, eğitimi millîleştirecek bir toplumsal seferberlik gerekiyor.
Aksi takdirde sadece topraklarımızı değil, ruh köklerimizi de kaybedeceğiz
