Ortadoğu yine ateş altında. Ekranlara bakarsanız gökyüzü füze izleriyle dolu, şehirler alev içinde, dronlar havada dans ediyor. Televizyon stüdyoları, sosyal medya hesapları ve propaganda kanalları “büyük savaş” manşetleri atıyor.
Ama rakamların söylediği bambaşka bir hikâye var.
Binlerce füzenin atıldığı iddia edilen saldırıların ardından ortada neredeyse hiç askeri kayıp yok. Milyonluk orduların kışlaları yerinde duruyor, komuta kademesi görev başında, devlet mekanizmaları çalışmaya devam ediyor.
Bu tablo doğal olarak şu soruyu doğuruyor:
Gerçekten bir savaş mı izliyoruz, yoksa pahalı prodüksiyonlu bir jeopolitik gösteri mi?
Gerçek savaş ile “gösteri savaşı” arasındaki fark
Tarihe bakın.
Irak’ta savaş olduğunda şehirler haritadan silindi.
Afganistan’da savaş olduğunda devlet çöktü.
Suriye’de savaş başladığında milyonlarca insan yerinden edildi.
Gerçek savaşın sonucu nettir:
şehirler yıkılır, ordular çözülür, cenazeler sokakları doldurur.
Bugün ise ekranlarda gördüğümüz şey başka bir gerçekliğe işaret ediyor. Füze görüntüleri var, patlama videoları var, ama sahada karşılığı yok. Üstelik dijital çağda artık propaganda makineleri yapay zeka üretimi görüntülerle gerçekliği manipüle edecek kapasiteye sahip.
Eğer anlatıldığı kadar büyük bir savaş yaşanıyor olsaydı, bugün dünya binlerce askerin cenaze törenlerini konuşuyor olurdu.
Ama konuşmuyor.
Bu kaos kimin işine yarıyor?
Ortadoğu’daki her kriz gibi bu tablo da bir kazan-kazan denklemi yaratıyor.
İsrail yönetimi
Gazze’de yaşanan insanlık dramı nedeniyle uluslararası baskı altında olan hükümet için “İran tehdidi” mükemmel bir dikkat dağıtıcıdır. Dünya medyası Gazze’deki sivil ölümlerden uzaklaşır, gündem “bölgesel savaş” başlığına kayar.
Kaos büyüdükçe siyasi nefes alanı genişler.
İran yönetimi
İçeride ekonomik kriz, protestolar ve sistem tartışmaları yaşayan İran için dış tehdit söylemi her zaman en güçlü iç politika aracıdır. Dış düşman algısı, toplumun dikkatini içerideki sorunlardan uzaklaştırır.
Rejimler krizleri sevmez ama kontrollü krizleri sever.
Petrol ekonomisi
Bir diğer kazanan ise enerji piyasasıdır.
Ortadoğu’da tansiyon yükseldiğinde petrol fiyatları yükselir.
Petrol fiyatları yükseldiğinde ise sadece üretici ülkeler değil, enerji ticaretinin merkezindeki küresel aktörler de kazanır.
Rusya kazanır.
Körfez ülkeleri kazanır.
Enerji ticaretinden pay alan küresel finans sistemi kazanır.
Kaos pahalıdır ama bazıları için çok kârlıdır.
Görünmeyen güç dengeleri
ABD’nin bölgedeki tutumu da bu tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Washington, İsrail’e koşulsuz destek verirken aynı zamanda bölgesel savaşın kontrolden çıkmasını da istemiyor.
Bu nedenle ortaya garip bir denge çıkıyor:
Gerilim yükseliyor,
ama savaş patlamıyor.
Füzeler atılıyor,
ama ordular yok olmuyor.
Krizin dozu sürekli ayarlanıyor.
Jeopolitiğin diliyle buna “kontrollü kaos” denir.
Halklar figüran, elitler başrolde
Ortadoğu’nun trajedisi tam da burada yatıyor.
Sahnedeki aktörler devletler, generaller ve siyasetçiler.
Ama bedeli ödeyenler her zaman halklar.
Gazze’de siviller ölür.
İran’da gençler ekonomik krizle boğuşur.
İsrail’de toplum sürekli savaş psikolojisi içinde yaşar.
Buna rağmen iktidar yapıları yerinde kalır.
Jeopolitik tiyatroların en acı tarafı budur:
Sahnede patlayan şey çoğu zaman füzeler değil, insanların hayatıdır.
Özetle
Ortadoğu’da bugün gördüğümüz tablo belki de klasik bir savaş değil. Daha çok güç dengelerinin, propaganda savaşlarının ve ekonomik çıkarların yön verdiği bir jeopolitik sahne gösterisi.
Perde önünde füze izleri var.
Perde arkasında ise iktidar hesapları.
Ve her zamanki gibi bu oyunun en pahalı bedelini ödeyenler,
oyunun yazarı olmayan halklar oluyor.

