CHP’NİN "SİYASİ KUMPAS" ZIRHINA SERT BİR BAKIŞ
Hukuk devletinin en temel direği, suçun şahsiliği ve delilin mutlaklığıdır. Ancak son dönemde ana muhalefet partisi CHP’nin sergilediği tutum, bu direği temelinden sarsmakla kalmıyor; rasyonel aklın, hukuki mantığın ve toplumsal vicdanın sınırlarını zorluyor. Karşımızda öyle bir "akıl tutulması" var ki; ortada 4 bin sayfalık iddianameler, MASAK raporları, teknik takipler ve hatta 48 kişinin suçunu itiraf ettiği rüşvet çarkları varken dahi, koro halinde aynı nakarat yükseliyor: "Bize siyasi kumpas kuruluyor!"
Hukuku Siyasete Kurban Etmek
Evrensel hukukta delil konuşur, siyaset susar. Eğer bir belediye başkanının veya parti yetkilisinin rüşvet trafiği banka kayıtlarıyla, teknik takiplerle sabitlenmişse; buna "siyasi operasyon" demek, hukuku inkar etmektir. CHP yönetimi, kendi içindeki çürümeyi ayıklamak yerine, her adli vakayı "seçmen iradesine saldırı" kalkanıyla savunmaya çalışıyor. Bu yaklaşım, aslında "Bizim hırsızımız iyidir, bizim tacizcimiz masumdur" demenin diplomatik kılıfıdır.
16 Yaşındaki Çocuğun Ahı ve "Siyasi Savunma" Ayıbı
Daha da vahimi, bugün Görele örneğinde yaşandığı gibi, ucu 16 yaşındaki bir çocuğa dokunan, mesajlarla ve somut iddialarla desteklenen vakalarda bile "protesto" bayrağının açılmasıdır. Soruyorum: Bir çocuğun bedensel ve ruhsal dokunulmazlığı, hangi siyasi ikbalden veya belediye başkanlığı koltuğundan daha değersizdir?
Evrensel hukukta "Çocuğun Üstün Yararı" ilkesi her şeyin üzerindeyken, CHP’li teşkilatların sokaklara dökülüp "başkanımıza dokundurtmayız" demesi, sadece siyasi bir hata değil, aynı zamanda devasa bir etik çöküştür. Bir çocuk mağdurken "ama siyasi zamanlama manidar" demek, vicdanın sesini parti disiplinine kurban etmektir.
"Kabile Asabiyeti" ile Adalet Olmaz
CHP'nin bu tutumu, sosyolojide "kabile asabiyeti" olarak adlandırılan; suç ne olursa olsun "bizden olanı" sonuna kadar savunma güdüsüdür. AK Parti’de veya diğer partilerde benzer suçlar işlendiğinde haklı olarak yeri göğü inletenlerin, sıra kendi içlerindeki yüz kızartıcı suçlara geldiğinde "yargı eliyle dizayn" edebiyatına sığınmaları samimiyetsizliğin zirvesidir.
Gerçek bir demokratik yapı, içindeki çürüğü ilk önce kendisi kusar. Oysa CHP, her hukuki dosyayı bir "direniş" alanına çevirerek, suçluyu koruyan bir sığınak haline gelme riskiyle karşı karşıyadır.
Hukuk Herkes İçin Eşit Olana Kadar...
MASAK raporlarını, bilirkişi tutanaklarını ve çocuk istismarı iddialarını "siyasi" torbasına atıp çöpe gönderemezsiniz. Adalet, sadece size dokunmadığında alkışlayacağınız bir mekanizma değildir. Eğer CHP, bu "akıl tutulmasından" uyanıp yüz kızartıcı suçlarla arasına kalın bir duvar örmezse; savunduğu şey "demokrasi" değil, "cezasızlık kültürü" olacaktır.
Unutulmamalıdır ki; 4 bin sayfalık delil klasörleri karşısında slogan atmak, suçluyu kurtarmaz; sadece o sloganı atanların adalet duygusunu kirletir

