Bir Örgütün Yenilgisi Değil, Bir Alanın Kapanışı
Ortadoğu’da bazı yapılar vardır; yenilmezler, çünkü hiç “savaş” kaybetmezler görünür. Ama bir gün gelir, yaşadıkları alan kapanır. O an dağılmazlar belki, ama bir daha asla toparlanamazlar. Bugün YPG / SDG / PKK için yaşanan tam olarak budur: Bir yenilgi değil, bir yaşama alanı kaybı.
Uzun yıllar bu yapılar, askeri güçlerinden çok daha büyük bir algıyla var oldular. “Yüz bin milis”, “on binlerce TIR silah”, “alternatif devlet” gibi söylemlerle hem bölgeyi hem de Batı’yı ikna ettiler. Fakat gerçek savaş, algıyla değil; lojistikle, halk desteğiyle, devlet kapasitesiyle kazanılır. Bunların hiçbiri yoktu. Devlet sahaya döndüğü anda, bu yapıların tuttuğu alanlar 2–3 gün içinde çöktü. Bu, bir ordunun yenilgisi değil; bir balonun sönmesiydi.
Birinci gerçek şu: Alan tutmak, güç olmak değildir. YPG/SDG, devlet boşluğunda genişledi; devlet geri geldiğinde tutunamadı. İkinci gerçek daha serttir: Sayı güç demek değildir. Maaşla tutulan, gevşek hiyerarşili, ideolojik derinliği olmayan kalabalıklar ilk baskıda dağılır. “100 bin milis” anlatısının sahada buharlaşması bunun en açık göstergesidir.
Üçüncü ve belki de en kritik kırılma, uluslararası desteklerin sessizce çekilmesi oldu. ABD, artık bu yapılarla stratejik ortaklık kurmadığını açıkça söylüyor. Rusya Kamışlı’daki varlığını sonlandırdı. Almanya çekimser kaldı. Fransa’nın çıkışları sembolik düzeyde kaldı. İsrail ise tamamen sessiz. Bu tablo şunu söylüyor: Bu dosya artık kimsenin yatırım yapmak istediği bir dosya değil. Uluslararası sistem, bir aktöre sırtını dönüyorsa, o aktör sahada ne kadar silah taşırsa taşısın yalnızdır.
Dördüncü madde, sahadaki en önemli yapısal değişimdir: Suriye’nin yeniden “devlet” olarak merkeze alınması. Türkiye–Şam hattında gelişen normalleşme, YPG/SDG’nin varlık gerekçesini ortadan kaldırdı. Çünkü silahlı devlet-dışı yapılar, ancak merkezi otorite zayıfsa yaşar. Devlet; maaş verir, kurum kurar, hukuk üretir. Örgüt bunların hiçbirini sürdürülebilir biçimde yapamaz. Bu yüzden YPG/SDG askeri olarak yenilmedi; anlamsızlaştı.
Beşinci gerçek, ateşkeslerin nasıl okunması gerektiğidir. Son dönemde gördüğümüz kısa süreli ateşkesler bir barış süreci değil, bir çözülme ölçümüdür. Kim kalıyor, kim kaçıyor, kim teslim oluyor; hepsi bu aralıklarda netleşir. Ateşkesler YPG/SDG’ye zaman kazandırmadı, aksine iç çözülmeyi hızlandırdı. Üst kadrolar sahadan çekildi, alt kadrolar bireysel hayata yöneldi.
Altıncı madde Irak sahasıdır. Suriye’den tasfiye edilen PKK unsurlarının Irak’a, Sincar’a veya İran hattına kayması kaçınılmazdır. Ancak burada kritik fark şudur: Artık hiçbir yer boşluk değil. Sincar eski Sincar değil; Türkiye “ikinci Kandil”e izin vermeyeceğini net biçimde ortaya koydu. Irak merkezi hükümeti, kuzeydeki aşırı özerk yapıdan, petrol gelirlerinden ve aşiret-aile hakimiyetinden rahatsız. Türkmenler zaten huzursuz. İlk kez Türkiye ile Irak merkezi hükümetinin çıkarları aynı çizgide buluşuyor. Bu, PKK için en tehlikeli denklem.
Yedinci ve belki de en tartışmalı başlık Barzani alanıdır. Son günlerde YPG/SDG’ye silah ve milis desteği iddiaları, Şam’a yönelik sert söylemler, Erbil açısından geleceğe dönük çok kötü bir yatırım anlamına gelir. Çünkü bu destek, kazandırmıyor; aksine Ankara’yı, Bağdat’ı ve Şam’ı aynı anda karşısına alma riski üretiyor. Batmakta olan bir yapıya yatırım yapmak, yatırımcıyı da batırır. Barzani için bu denge sürdürülemez.
Peki gelecek ne gösteriyor? Önümüzdeki 0–6 ayda Suriye dosyası kapanır. YPG/SDG örgüt olarak sahneden çekilir; kalan unsurlar bireysel entegrasyona gider. 6–12 ayda Irak’ta sıkışma başlar; kaçış olur ama barınma olmaz. 12–18 ayda Barzani alanı bir kırılma yaşar; PKK yük olmaya başlar ve mesafe koyulur. 18–24 ayda Kandil yalnızlaşır; finans düşer, emir-komuta çözülür. 2–3 yıl içinde ise silahlı yapı sönümlenir. İdeoloji kalır, isim kalır, propaganda kalır; ama örgüt kapasitesi kalmaz.
Özet olarak şunu söylemek gerekir: Bu süreç bir “büyük final savaşı” değil. Bir sabah kalkıp her şeyin bittiğini görmeyeceğiz. Ama şunu net göreceğiz: Bu yapıların bir daha asla toparlanamayacağı bir dağınıklık hali. Devletlerin geri döndüğü, alanların kapandığı, desteklerin çekildiği bir coğrafyada; silahlı devlet-dışı örgütlerin geleceği olmaz.
Bu bir zafer hikâyesi değil; coğrafyanın soğuk gerçeğidir. Ve bu gerçek, yavaş ama geri dönülmez biçimde ilerliyor.

