Türkiye ekonomisi artık sadece yüksek faiz enstrümanına hapsedilmiş, yapısal reformlardan yoksun bir “patinaj” dönemine girmiş durumda. Hükümetin yüksek faiz, dar para politikası ve kamu tasarrufu söylemleri, gerçek ekonomik şartlarla örtüşmüyor.
Bir çayın bir semtte 5 TL, başka bir semtte 500 TL’ye satılması artık serbest piyasa ile açıklanamaz. Bu, fiyatlama davranışlarının rasyonelliğini tamamen yitirdiğinin ve denetim mekanizmalarının çöktüğünün göstergesidir.
Büyüme Rakamları Bir İllüzyon mu?
Yıllardır övünülen ekonomik büyüme rakamları, halkın alım gücündeki erimeyi örtbas eden bir illüzyondan ibaret kalmıştır. Resmî büyüme oranları yükselmiş olsa da bu büyümenin refah artışıyla eşleşmediği açıktır. Enflasyon artık Merkez Bankası’nın faiz kararlarıyla aşağı çekilemeyecek kadar kronik, yapısal bir sorun haline gelmiştir.
Faiz Politikası Çözüm Değil, Sorun
Sıkı para politikası ve yüksek faiz, maliyetleri artırarak sanayiciyi ve esnafı daha da zor durumda bırakmaktadır. Özellikle krediye erişimdeki güçlük ve yüksek faiz, işletmelerin üretim kapasitesini daraltmakta, yatırım planlarını ertelenmeye zorlamaktadır.
Bankaların kredi faizleri %40–%50 bandında seyrederken, reel sektörün finansmana erişimi ciddi şekilde engelleniyor. Bu, üretimi değil, maliyetleri körüklüyor.
Borçlar Birikiyor: Esnaf, Sanayici ve Halk
Türkiye’de borçlarla cebelleşen geniş bir kitle var ve mevcut yapılandırma politikaları yetersiz kalıyor:
- Vergi borcu olan bir firma için gecikme faizleri borcun 3–4 katına çıkıyor.
- Esnafın vergi ve SGK prim borçları, ödeme güçlerinin çok ötesinde.
- Kredi kartı borçları ve tüketici kredileri, halkın nakit dengesini alt üst etmiş durumda.
Bu tablo, sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir krizdir.
Konkordato ve İflas Sayıları Tarihi Artışta
2025 yılında, konkordato ilan eden şirket sayısı son üç yılın toplamını geçti.
2025’te İŞLETMELERİN rekor konkordato başvurusu, üretim cephesinde derin bir kırılmayı gösteriyor.
Aynı şekilde iflas eden firma sayısı, önceki yıllara göre 2–3 kat artmıştır. Özellikle tekstil gibi istihdamı yüksek sektörlerde yaşanan gerileme, sadece rakam değil, binlerce ailenin geçim kaynağının yok olması anlamına geliyor.
Emekli ve Çalışan Halkın Gerçekliği
Emekliler sürünüyor. Asgari ücretli, sadece temel ihtiyaçlarını karşılayacak gelire sahip. Öte yandan mutlu azınlık, 350–450 bin TL maaş alan kesim, hayatı pembe bir tabloyla algılıyor. Bu ekonomik gerçeklik, sıradan vatandaşın yaşadığı gerçek geçim kriziyle aynı dünyada değil.
Kamu Tasarrufu Sözde Kalmamalı
Sadece halkın kemeri sıkılırken kamu harcamalarında tasarrufun gösterilmesi yeterli değil. Belediyelerdeki israf, arpalık haline gelmiş bütçe kullanım pratikleri, kamu tasarrufu iddiasıyla çelişiyor.
Çözüm Önerileri: Geçici Pansuman Değil, Yapısal Reform
Türkiye’nin artık geçici çözümlere değil, yapısal reformlara ihtiyacı var:
Vergi borçlarının yapılandırılması
SGK prim ödemelerinde kolaylık ve yeniden düzenleme
Matrah artırımı ve vergi yükünün hafifletilmesi
Sanayici ve esnafın finansmana erişiminin kolaylaştırılması
Bu adımlar sadece destek paketleri değil, ekonomik dengede sürdürülebilirlik sağlayacak stratejik müdahaleler olmalıdır.

