TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre SSK ve Bağ-Kur emeklileri yüzde 12,19, memur ve memur emeklileri ise yılın ilk yarısında yüzde 18,61 zam alacakmış. Kâğıt üstünde “zam” deniyor. Oysa pazarda, mutfakta, kirada, ulaşımda bunun adı zam değil; oyalama.
Aralık ayı enflasyonu ne hikmetse yine yüzde 0,89 çıktı. Aynı Aralık ayında üç harfli marketler raf etiketlerini haftada iki kez değiştirdi. Et, süt, peynir, sebze; hepsi zam üstüne zam gördü. Ama enflasyon canavarı istatistik cetvelinde süt dökmüş kediye döndü. Demek ki sorun bizde; çünkü markette gördüğümüz fiyatlar “resmî gerçekliğe” dahil değil.
Bu oranlarla maaşlar artarsa, emekli yine açlığa mahkûm edilecektir. Bugün 19 bin lira maaş alan bir emekli, 21 bin liraya yakın bir rakamla “idare etmesi” beklenen bir figürdür. Üstelik İstanbul gibi bir şehirde… Üç kişilik bir aile, üniversitede okuyan bir çocuk, kira, fatura, yol, gıda… Bu tabloya bakıp “geçin” demek, hayatın matematiğini inkâr etmektir.
200–300 bin lira maaş alanların, 20 bin lira ile yaşam mücadelesi verenlerin kaderini belirlemesi başlı başına bir çarpıklıktır. Tok olanın açın halini anlamasını beklemek, iyi niyet değil, naifliktir. Çünkü bu bir anlayış meselesi değil; kopukluk meselesidir. Aynı sofraya oturmayanlar, aynı sıkıntıyı da hissetmez.
Son dört beş yıldır her şey ters gidiyor. Gelir düşüyor, gider fırlıyor. Umut azalıyor, yük artıyor. Devletin görevi halkı rakamlarla ikna etmek değil, hayatla buluşturmaktır. Ama görünen o ki devlet, halkın inadına ve tersine işleyen bir mekanizmaya dönüşmüş durumda.
İş vekil maaşlarına zam yapmaya gelince eller aynı hızla havaya kalkıyor. O salonlarda tereddüt yok, çekince yok, “bütçe disiplini” yok. Ama sıra emekliye gelince eller ortadan kayboluyor. Demek ki mesele para değil; öncelik meselesi.
Bu düzen adil değildir. Bu sistem sürdürülebilir değildir. Ve bu tabloyu normalleştirmek, en büyük haksızlıktır. Enflasyon rakamlarla düşürülebilir ama hayat pahalılığı rakam dinlemez. Emeklinin sofrası boşken, açıklanan her “başarı” cümlesi eksik, her “istikrar” vurgusu anlamsızdır.
Bu ülkenin emeklisi sadaka değil, insanca yaşam istiyor. Ve bu talep ne aşırı, ne lüks, ne de abartıdır. Bu, en temel haktır.
Artık mesele zam oranı değil; vicdan oranıdır.

