Türkiye’de son yıllarda onlarca yolsuzluk iddiası, terörle iltisak tartışmaları, belediye skandalları, iletişim hataları ve siyasi tutarsızlıklar CHP’nin üzerine gölge gibi çökmüş durumda. Parti içinde kavga üslubu, dağınık söylem ve halkla temas eksikliği, muhalefet cephesinin hâlâ çözemediği temel sorunlar olarak ortada duruyor. Buna rağmen CHP, anketlerde uzun süredir ikinci parti konumunu koruyor ve daha da ilginci, AK Parti’ye oldukça yakın bir çizgide seyrediyor. Peki bu tablo hangi dinamiklerle ortaya çıkıyor? Türkiye’nin sosyolojik yapısına baktığımızda, aslında bu durum hiç de sürpriz değil.
Kimlik bağımlı oy vermenin gücü
CHP’nin oy potansiyelinin büyük bir kısmı, “kimliksel oy” olarak adlandırılan, köklü ideolojik aidiyetlere dayalı seçmen grubundan geliyor. Kendini laik, modern, Atatürkçü ve merkezî devlet anlayışıyla özdeşleştiren bu kesim için CHP, yalnızca bir siyasi parti değil; sosyal, kültürel ve kimliksel bir aidiyetin sembolü. Bu nedenle parti içindeki skandallar, belediyelerdeki usulsüzlük iddiaları veya genel başkanın söylem hataları bile bu kitlede ciddi bir oynamaya yol açmıyor. Aidiyet, rasyonel tercihin önüne geçiyor.
Ekonomik kızgınlık: Tepki oylarının adresi
Son yıllarda ekonomik sıkıntıların artması, AK Parti’ye yönelik tepkisel oyların CHP’ye yönelmesine sebep oluyor. Bu seçmenler ideolojik sebeplerle değil, ekonomik memnuniyetsizlik nedeniyle oy kullanıyor. CHP’ye gönülden bağlı olmasalar bile, iktidarı cezalandırma düşüncesiyle “alternatif” olarak CHP’ye yöneliyorlar. Dolayısıyla CHP’nin oyları, kendi performansından çok, iktidara yönelik tepkinin büyüklüğüyle doğru orantılı.
Skandalların halkın tamamına ulaşmaması
CHP’de ortaya çıkan yolsuzluk, rüşvet, kadrolaşma ve terör iltisakı iddiaları sosyal medyada yoğun biçimde tartışılsa da, bu skandallar toplumun tamamına aynı yoğunlukla ulaşmıyor. Türkiye’de medya tüketimi eşit değil. Geniş kitleler hâlâ televizyon ve kısa video platformlarından bilgi alıyor. Bu nedenle sosyal medyada büyük etki uyandıran skandallar, geniş halk kesimlerinde aynı karşılığı bulmayabiliyor. Algı, bilgi akışından daha baskın hâle geliyor.
Kutuplaşma psikolojisi: “Bizim Taraf – Onların Tarafı ”
Türkiye’de siyaset son 20 yılda kesin sınırlarla iki blok hâline geldi: muhafazakârlar ve sekülerler. Bu bloklaşmanın doğal sonucu olarak seçmen, kendi tarafının hatalarını görmezden gelirken karşı tarafı tehdit olarak algılıyor. CHP seçmeni için “CHP kötü yönetebilir ama AK Parti’ye oy vermem” düşüncesi oldukça yaygın. Bu kutuplaşma, oy geçişkenliğini azaltıyor ve siyasi dengeleri kalıcı hâle getiriyor.
Algı belediyeciliği: Hizmet yok, görünürlük var
CHP’nin büyükşehirlerdeki konumu, reel hizmet üretmekten çok algı üretme becerisine dayanıyor. İstanbul ve Ankara gibi şehirlerde son 5 yılda bırakın büyük bir projeyi, 1 metre metro bile yapılmamasına, altyapının çökmeye başlamasına, trafik ve ulaşım krizlerinin derinleşmesine rağmen güçlü bir “başarı havası” oluşturmayı başarıyorlar. Sosyal medya yönetimi, PR kampanyaları, influencer destekleri ve medya görünürlüğü sayesinde, ortaya konulan küçük çaplı işler bile dev bir reform gibi sunuluyor.
Dikili taşları bile yokken, birkaç etkinlik, tabela değişikliği veya makyaj projeleri “büyük belediyecilik başarısı” gibi pazarlanabiliyor. Halkın geniş bir kesimi de bu PR perdesinin ardındaki gerçek hizmet eksikliğini ya fark etmiyor ya da siyasi kutuplaşma nedeniyle önemsemiyor. CHP'nin büyükşehirlerdeki varlığı, hizmetten çok algı yönetimiyle korunuyor.
AK Parti’den kopan oyların CHP’ye gitmemesi
Bu denklemin en kritik unsurlarından biri, AK Parti’den kopan seçmenin otomatik olarak CHP’ye yönelmemesi. AK Parti’den uzaklaşan seçmenlerin önemli bir bölümü Yeniden Refah, Zafer Partisi veya kararsız havuza kayıyor. Dolayısıyla AK Parti oy kaybetse bile CHP otomatik olarak oy kazanamıyor. CHP’nin oy potansiyeli, kendi sınırlarının ötesine taşmakta zorlanıyor.
CHP’nin oy potansiyeli bir başarı değil, bir gerçeklik
Bugün gelinen noktada CHP’nin ikinci parti olarak kalması, kendi başarılarından ziyade Türkiye’nin sosyolojik, ekonomik ve siyasi dengelerinin bir yansıması. Parti, sadık bir çekirdek seçmene sahip olsa da bu tabanın ötesine büyümekte zorlanıyor. AK Parti’den kopan oyların farklı sağ partilere dağılması da CHP’nin yükselişini sınırlıyor.
Kısacası:
CHP güçlü olduğu için değil, Türkiye’deki siyasi bloklaşma güçlü olduğu için ikinci parti olmaya devam ediyor.
Ve bu tablo, ekonomik şartlar radikal biçimde değişmediği sürece kolay kolay bozulacak gibi görünmüyor.
