Dünya, uluslararası hukukun cenaze namazını Caracas’tan yükselen dumanlar eşliğinde kılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin, kendisine yönelik hiçbir saldırı yokken, egemen bir devletin başkentini hedef alması; artık “istisna” değil, yeni bir kuralın ilanıdır. Bu yaşananlar ne demokrasi getirme çabasıdır ne de güvenlik operasyonu. Bunun adı açıkça haydutluktur.
Bugün yaşadığımız şey, “Ben güçlüyüm, o hâlde haklıyım” anlayışının küresel ölçekte resmileşmesidir. Hukukun yerini güç, kuralların yerini keyfiyet almıştır.
Sessizliğin Ortaklığı: ABD ve İsrail
Dünyanın bir ucunda İsrail, aylardır Ortadoğu’yu ateşe verirken; diğer ucunda ABD, Latin Amerika’da egemenlik avına çıkmaktadır. İki devlet de kendilerini sınırların, sözleşmelerin ve insanlığın üzerinde görmektedir. İsrail, arkasındaki sınırsız siyasi ve medya desteğiyle her türlü hukuksuzluğu normalleştirirken; ABD, askerî güç ve ekonomik yaptırımı bir giyotin gibi kullanarak devletleri hizaya sokmaktadır.
Daha vahimi ise şudur:
Dünya, İsrail’e nasıl sessiz kaldıysa, bugün ABD’ye de aynı şekilde sessiz kalmaktadır.
Bu sessizlik bir tarafsızlık değil, korkuya dayalı bir teslimiyettir.
Gerekçeler Değişir, Senaryo Değişmez
Bu bir ilk değil. Irak’ta “kimyasal silah” yalanı uyduruldu, savaş bittiğinde ortada hiçbir şey bulunamadı. Kimse hesap vermedi. Venezuela için “narkoterör” etiketi yapıştırıldı. Yarın başka bir ülke için başka bir dosya hazırlanacaktır.
Terör, insan hakları, uyuşturucu, siber tehdit, küresel güvenlik…
Gerekçeler sonsuzdur.
Çünkü amaç gerekçe değildir.
Amaç *itaat*tir.
BM’nin İflası ve Avrupa’nın Çöküşü
Bu süreçte Birleşmiş Milletler, adalet üreten bir yapı olmaktan çıkmış, güçlülerin eylemlerini meşrulaştıran bir vitrine dönüşmüştür. Veto ayrıcalığına sahip birkaç devletin iradesine teslim edilmiş bir sistemden küresel adalet beklemek artık saflıktır.
Avrupa ise bu tablonun en ibretlik figüranıdır. Ekonomik bağımlılık ve askerî yetersizlik nedeniyle ABD’nin gölgesine sığınan Avrupa, savunduğunu iddia ettiği tüm değerleri bu sessizlikle mezara gömmektedir.
Bu Tehdit Herkese Yönelik
Bugün hedef Venezuela’dır.
Yarın başka bir ülke.
Öbür gün, Türkiye.
Bir ülkenin liderini “beğenmemek”, saldırı gerekçesi hâline geldiyse; hiçbir devlet güvende değildir. Seçimler anlamsızlaşır, egemenlik kâğıt üzerinde kalır, devletler halkına değil dış güçlerin onayına bakar hâle gelir.
Bu yüzden mesele ne bir lider meselesidir ne de tek bir coğrafya meselesi.
Bu mesele, dünyanın hukukla mı yoksa silahla mı yönetileceği meselesidir.
Durdurulmazsa Durmaz
Bu gidişatın kendiliğinden duracağına inanmak, tarihe kör olmaktır. Bu tür süreçler ya kolektif bir iradeyle durdurulur, ya da daha pervasızlaşarak yayılır. Sessizlik her zaman iştah açar.
Eğer insanlık bu haydutluk düzenine “dur” demezse, tarih bu dönemi “modern barbarlık çağı” olarak kaydedecektir.
Soru artık çok nettir:
Sırada kim var?
Hangi ülkenin sınırları “ulusal çıkar” bahanesiyle ihlal edilecek?
Hangi çocuklar bu sessizliğin bedelini ödeyecek?

