Görünür olanla gerçek arasında büyük bir fark vardır. Ateşkes denildi, insani aradan bahsedildi, diplomasi sözcükleri havada uçuştu. Oysa başından beri belliydi: Bu bir nefeslenme taktiğiydi, bir stratejik molaydı. İsrail’in hiçbir zaman barış niyeti yoktu — sadece iç kamuoyuna ve rehineler meselesine odaklanmıştı. Şimdi o perde kalktı, sahne yine aynı: yıkım, ölüm ve sessizlik.
İsrail, dünyanın şımarık çocuğu gibi davranmaya devam ediyor. Uluslararası hukuk, insanlık vicdanı, Birleşmiş Milletler kararları... Bunların hiçbirinin İsrail için bir anlamı yok. Çünkü biliyor ki, ne yaparsa yapsın, ABD’nin gölgesi onu koruyacak. Her bomba öncesinde bir onay var; her saldırı öncesinde kapalı kapılar ardında yakılan bir yeşil ışık. ABD izin vermeden İsrail bu kadar pervasızlaşamazdı.
Ve dünya?
Yine aynı sahne: Birkaç “endişeliyiz” açıklaması, birkaç “kınıyoruz” tweeti… Sonra herkes koltuğuna geri dönüyor. O sırada Gazze’de çocuklar ölüyor, kadınlar toprağa karışıyor, yaşlılar enkaz altında kalıyor. İsrail’in bahanesi hazır: “Hamas ateşkesi bozdu.”
Ama ortada ne somut bir kanıt var, ne de inandırıcı bir açıklama. Çünkü gerek duymuyorlar. Dünyanın gözünde hâlâ dokunulmazlar.
İsrail’in bu özgüveni, sadece askeri gücünden değil, dünyanın sessizliğinden besleniyor.
Artık anlaşılması gereken çok basit bir gerçek var:
İsrail sadece güçten anlar.
Onu durduracak olan diplomasi değil, ümmetin iradesidir.
Artık kınama zamanı geçmiştir; eylem zamanı çoktan gelmiştir, hatta geçmektedir.
İslam ülkeleri birleşmeli, sadece sözde değil, fiiliyatta da birlik olmalıdır.
Çünkü bu sessizlik, sadece Gazze’yi değil, insanlığın vicdanını da öldürüyor.
Bugün İsrail’in füzeleri yalnızca Gazze’nin binalarını değil, uluslararası hukukun temellerini de yerle bir ediyor. Her patlayan bomba, “dünya düzeni” denilen kavramın aslında kâğıttan bir duvar olduğunu gösteriyor. Eğer bir ülke açıkça savaş suçu işlerken dahi hesap vermiyorsa, artık kimse adaletten bahsedemez.
Bu sessizlik, suçun ortağı olmaktır.
Artık kimse “bu bizim meselemiz değil” diyemez. Çünkü mesele yalnızca Filistin değil; insanlığın onurudur.
Bugün Gazze’de susturulan ses, yarın başka bir yerde özgürlüğün nefesini kesecektir.
O yüzden sessiz kalmak, zulmü onaylamaktır.
Ve belki de artık tarihin dönüm noktasındayız: ya adaletin yanında duracağız ya da bu sessizliğin içinde hep birlikte boğulacağız.
