Suriye’nin kuzeyinde yaşananları hâlâ “ateşkes”, “müzakere” ve “entegrasyon” gibi yumuşatılmış kavramlarla anlatmaya çalışanlar, ya sahadaki gerçekliği görmek istemiyor ya da bilinçli bir algı perdesi örüyor. PKK/YPG’nin ateşkesi bozarak Suriye ordusuna saldırması, sivilleri hedef alan eylemleri ve eş zamanlı olarak diplomasi masasında “barış” söylemi üretmesi, bu yapının niyetini açıkça ortaya koymaktadır. Bu bir çözüm arayışı değil; zaman kazanma, pozisyon alma ve dağılmayı geciktirme çabasıdır.
Dört günlük ateşkesin bir aya uzatılması yönündeki girişimler de bu oyunun parçasıdır. Bu süre, silahların sustuğu bir sükûnet aralığı değil; savaş yığınağının yapıldığı, mevzilerin tahkim edildiği ve uluslararası kamuoyuna baskı kurulmaya çalışılan bir taktik moladır. Ateşkes, barışa açılan bir kapı değil; terör örgütlerinin nefes alma alanı hâline getirilmiştir.
Mazlum Abdi’nin ABD’li yetkililerle yaptığı görüşmelerde dile getirdiği “gerçek entegrasyon” söylemi ise başlı başına bir yanılsamadır. Entegrasyon adı altında istenen şey, Suriye devletine gerçek anlamda bağlanmak değil; Kamışlı ve Ayn el-Arab gibi kritik merkezleri elde tutarak, yeni bir isim ve vitrinle aynı yapının devamını sağlamaktır. Üniforma değiştirip yetkiyi korumak entegrasyon değildir; bu, açık bir kamuflajdır.
Şam yönetiminin bu süreci “zaman kazanma taktiği” olarak okuması son derece doğrudur. Çünkü ortada iyi niyetli bir siyasi geçiş değil, Suriye’nin toprak bütünlüğünü aşındıran fiili bir bölünme girişimi vardır. “Tek devlet” söylemiyle sahada silahlı özerk alanlar dayatmak, barış değil; geleceğin daha büyük çatışmalarını hazırlamaktır.
ABD cephesindeki tablo da bu oyunun sürdürülemezliğini göstermektedir. Washington artık sahada SDG’nin çözülmeye başladığını görmektedir. Afganistan’da merkezi ordunun bir gecede çökmesi gibi bir tabloyla karşılaşmak istemeyen ABD, aynı zamanda biten bir aparatı süresiz biçimde taşımaya da niyetli değildir. Bu nedenle çekilme ve yeniden konumlanma senaryoları giderek daha yüksek sesle konuşulmaktadır.
Rusya’nın Kamışlı hattındaki askeri varlığını azaltması da tesadüf değildir. Büyük aktörler sahayı sadeleştirirken, geçici yapılar panik içinde daha fazla gürültü çıkarır. Bugün gördüğümüz sokak çağrıları, bayrak provokasyonları ve “direniyoruz” söylemleri; bir gücün değil, sona yaklaşıldığını hisseden bir yapının refleksleridir. Gürültü çoktur ama karşılığı yoktur.
Tam bu noktada gözlerden kaçırılmak istenen çok daha kritik bir gelişme vardır: ABD, Suriye’de tuttuğu yaklaşık 7 bin IŞİD’li teröristi Irak’a transfer etmektedir. Bu adım ne insani ne de güvenlik odaklıdır. Bu, tehdidi ortadan kaldırmak değil; yer değiştirmektir. Yani terörü tasfiye etmek yerine, başka bir coğrafyada yeniden kullanıma sokma siyasetidir.
Bir yandan “IŞİD’le mücadele” söylemi üretilirken, diğer yandan binlerce teröristin Irak’a sevk edilmesi, Washington’un bölgeye bakışındaki ikiyüzlülüğü açıkça göstermektedir. Suriye’de çözülmeye başlayan yapılar karşısında, en kirli ama en kullanışlı kart yeniden masaya sürülmektedir. Bu, terörle mücadele değil; terörü yönlendirme stratejisidir.
Irak’a taşınan bu unsurlar yalnızca Irak için değil; Suriye, Türkiye ve tüm bölge için yeni bir saatli bombadır. Dün Suriye’de kullanılan IŞİD kartı, yarın Irak’ta; daha sonra başka kriz başlıklarında yeniden devreye sokulabilir. Aynı ABD’nin bir yandan PKK/YPG’yi “istikrar ortağı” olarak pazarlayıp, diğer yandan binlerce IŞİD’liyi başka bir ülkeye transfer edebilmesi, bu düzenin ne kadar çürük olduğunu ortaya koymaktadır.
En büyük risk ise bilinçli biçimde üretilen güvenlik boşluğudur. Uzatılan ya da çöken her ateşkes, IŞİD kampları, kaçış riski ve hücre yapılanmaları için yeni fırsatlar doğurmaktadır. Yerinden edilen siviller, parçalanan otorite ve zayıflayan komuta zinciri; Suriye’yi ve çevresini yeni bir kaos dalgasına açık hale getirmektedir. Bu bedeli bölge halklarının ödemesi kabul edilemez.
Gerçek şudur: PKK/YPG’nin Suriye’deki kullanım süresi dolmuştur. Ne eski fonlar vardır, ne eski siyasi zemin, ne de patronların eski ihtiyacı. Buna rağmen uzatılmak istenen her ateşkes, bu yapının ömrünü yapay biçimde uzatma girişimidir. Teröre tanınan her ilave dakika, Kürt için de Türk için de Arap için de daha fazla kan ve gözyaşı demektir.
Merhamet terör örgütlerine gösterilmez. Teröre gösterilen her hoşgörü, mazluma yönelmiş yeni bir zulümdür. Suriye’de barış; terör aparatlarıyla pazarlık yapılarak değil, onları tarihin çöplüğüne göndererek sağlanabilir. Bugün sahada çıkan ses, bir direnişin değil; çöpe atılmış bir projenin çıkardığı son tıngırtıdır.
Ve tarih, bu gürültüyü değil; onu susturan iradeyi yazacaktır.
