Ateşkes Değil, Gecikmiş Bir Hata
Bu metne “ateşkes” demek, kelimeleri kirletmektir. Ortada eşitler arası bir uzlaşı yoktur; sahada kaybeden, dış desteğini yitiren ve ezilen bir yapıya zorla imzalatılmış bir teslim metni vardır. Ama mesele tam da burada başlıyor: Terörle beslenen yapılar teslim olmaz, sadece şekil değiştirir.
YPG/SDG adı altında yıllarca dış güçlerin taşeronluğunu yapan bu yapı, bugün Suriye devletine “entegre ediliyor” diye pazarlanıyor. Oysa bu, entegrasyon değil; meşrulaştırma girişimidir. Silah bırakmış gibi yapıp üniforma değiştirmenin, tabelayı indirip başka bir kapıdan içeri girmenin adına barış denemez.
Terör örgütlerinin en büyük sermayesi kaostur. Kaos biterse varlık sebepleri de biter. Bu yüzden bugün sessizler. Bu yüzden “uyumlu” görünüyorlar. Ama bu sessizlik bir pişmanlık değil, bekleme süresidir.
Türkiye bunu çok iyi bilir. Kırk yıldır aynı senaryo oynandı:
İsim değişti, yapı değişti, söylem değişti… Ama zihniyet hiç değişmedi. Bugün “biz değiliz” denilen yarın “bizimle ilgisi yok” denilen yeni bir örgüt çıkar ortaya. Aynı kadrolar, aynı akıl, aynı hedefler… Sadece farklı bir logoyla.
Bu anlaşmanın en büyük yanlışı şudur:
İhanet ile devlet aynı çatı altına sokulamaz.
Dışarıdan beslenen, silahını halkına doğrultan, ülkesini pazarlık masasına süren yapılarla “birlikte yaşama” hayali kurmak, tarihten ders almamaktır.
Yılanın başı ezilmeden yapılan her ateşkes, yılanı daha da sabırlı hâle getirir. Bugün geri çekilenler, yarın yer altına iner. Bugün dağılanlar, yarın hücreleşir. Bugün susanlar, yarın başka bir isimle konuşur.
Ve sonra ne olur?
“Bu saldırıyı biz yapmadık.”
“Bunlar bizden değil.”
“Kontrolümüz dışında gelişti.”
Tanıdık mı? Fazlasıyla.
Suriye için bu metin bir barış belgesi değil, ertelenmiş bir güvenlik krizidir. Türkiye içinse geçmişte defalarca ödenmiş bir bedelin yeniden hatırlatılmasıdır.
Barış, terörle yapılmaz.
Devlet, ihaneti içine alarak güçlenmez.
Ve tarih şunu açıkça söyler:
Yanlış zamanda yapılan ateşkes, gelecekte daha kanlı hesaplaşmaların önsözüdür.
Bugün alkışlanan bu metin, yarın “nerede hata yaptık?” sorusunun cevabı olarak önümüze konacaktır.

