Almanya Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Genel Başkanı Friedrich Merz, Avrupa ve ABD temasları öncesinde ilk durağını Türkiye olarak belirlemiş. Görünüşte amaç, ikili ilişkileri geliştirmek, Suriyeli göçmenlerin geri dönüşünü konuşmak ve sözde “ortak güvenlik çıkarlarını” masaya yatırmak. Ancak perde arkasında çok daha çelişkili bir tablo var.
Merz’in gündeminde milyonlarca Suriyelinin geri dönüşü ve Almanya’da “ülkeyi terk etmesi gereken” statüsündeki 22 bin 256 Türk vatandaşı var. Yani açıkça, “bu insanları geri alın” demeye geliyor. Ancak Merz’in ve Almanya’nın söyleminde göze çarpan büyük bir eksiklik var:
O ülke, yıllardır Türkiye’ye ihanet edenleri, terör örgütü üyelerini ve darbeci kaçakları en yüksek düzeyde ağırlıyor.
PKK’nın Avrupa’daki propaganda ağlarının merkezi neresi?
FETÖ’nün finans kanalları, yayın organları, okulları nerede cirit atıyor?
DHKP-C militanlarının, Türkiye’de kan dökmüş isimlerin rahatça yaşadığı ülke hangisi?
Cevap ortada: Almanya.
Berlin yönetimi, Türkiye’nin en büyük iç tehditleriyle mücadele ederken, bu unsurlara kendi topraklarında “demokrasi mültecisi” etiketiyle kucak açıyor. Türkiye’nin terörle mücadelesine destek olmak bir yana, adeta o mücadeleyi zayıflatacak bir koruma kalkanı oluşturuyor. Sonra da kalkıp Ankara’ya gelip “Suriyelileri geri alın, 22 bin Türk’ü de gönderelim” deme cüretini gösteriyor.
Bu tablo ikiyüzlülüğün diplomatik bir versiyonudur.
Türkiye’den sığınmacı krizini çözmesini bekleyen Almanya, önce kendi sığınmacı politikasıyla yüzleşmelidir. Eğer Merz gerçekten samimiyse, önce kendi ülkesinde barınan FETÖ’cüleri, PKK sempatizanlarını, DHKP-C militanlarını sınır dışı etsin. O zaman Türkiye ile “yakın ortaklık”tan bahsetmeye hakkı olur.
Unutmayalım:
Türkiye, dostuna da düşmanına da yüzünü açık gösteren bir ülkedir.
Ama kimse Türkiye’nin sırtına hem yük bindirip hem de hainleri himaye ederek “ortaklık” taslayamaz.
