Bazen öyle bir an gelir ki, gözünüzün gördüğüne inanmakta, kulağınızın duyduğunu idrak etmekte zorlanırsınız. Siyaset biliminde buna "yönetim körlüğü" denir; halk dilinde ise bunun adı basbayağı "milletin aklıyla alay etmektir."
Son günlerde şahit olduğumuz manzaralar, tam da bu tanımın, ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bir yanda ay sonunu getiremeyen emekli, market raflarındaki etiketlere bakarken iç çeken baba, beslenme çantasına ne koyacağını düşünen anne var. Diğer yanda ise Fatih Belediyesi’nin Yedikule’deki barınağında, son derece şık giyimli bir sanatçının tuşlara dokunuşuyla kendinden geçen (?) sokak köpekleri...
Yanlış duymadınız. Köpeklere piyano resitali.
İnsanlarımızın evine ekmek, çocuğuna süt götürmekte zorlandığı bir ekonomik iklimde; barınaklara "5 yıldızlı otel" konforu sunmak, kuzu etli mamalarla beslemek yetmemiş olacak ki, şimdi de ruhlarını doyurmak için klasik müzik hizmeti verilmeye başlanmış.
Bu manzara, sadece bir "hayvanseverlik" gösterisi değildir. Bu, toplumsal gerçeklikten kopuşun, fildişi kulelere hapsolmuş bir yönetim anlayışının ve öncelik sıralamasını yitirmiş bir idrak yoksunluğunun ilanıdır.
CHP’li belediyelerin "mama lobilerine" selam çakan, sokakları güvensiz hale getiren popülist yaklaşımlarını eleştirirken; AK Partili belediyelerin bu yarışta "biz daha lüksünü yaparız" diyerek gaza basması, siyasi bir intihardan farksızdır. Sayın Cumhurbaşkanı’nın davasını, mücadelesini ve halkla olan bağını; sahadaki belediye başkanlarının bu "görgüsüz" ve "kopuk" icraatları kadar baltalayan başka bir muhalefet yoktur.
Soruyorum: O barınaktaki köpek, Mozart’tan ne anlar? O piyano sesi, barınağın dışında, yoksulluk sınırında yaşayan vatandaşın kulağına nasıl gelir? Ben söyleyeyim: "Sizin derdiniz bizim umurumuzda değil" notası olarak gelir.
Halkın kahır ekseriyeti sokakların güvenli olmasını, çocuklarının parklarda korkusuzca oynamasını beklerken; belediyelerin görevi hayvanlara saray inşa etmek, onlara konser verdirmek değildir. Belediye, önce "insana" hizmet eder. İnsanın refahını, güvenliğini ve huzurunu sağlar.
Fareli Köyün Kavalcısı masalını bilirsiniz. Kavalcı çalar, köydekiler peşinden gider. Ama bugün o piyano çalındığında, peşinden gidecek bir halk bulamayacaksınız. Çünkü halk, o süslü barınakların duvarları ardında değil; hayat pahalılığı ve geçim derdinin tam ortasındadır.
Bu yapılanlar, "hayvan sevgisi" maskesi altında sergilenen bir şımarıklıktır. Bir azınlığın "aferin"ini almak için, sessiz çoğunluğun vicdanını kanatmaktır. Siyasilerin kariyerlerini, "patili dostlar" edebiyatı uğruna tehlikeye atması anlaşılır gibi değildir. Ama asıl anlaşılmayan, bu milletin ferasetinin bu kadar hafife alınmasıdır.
Vatandaş olarak uyarımızı yapalım: O piyanonun tuşlarına her basıldığında, halkın sabır telinden bir ses kopuyor. Ve o ses, sandıkta hiç de hoş bir melodiye dönüşmeyecek.
Mütevazı barınaklar yerine lüks pati sarayları kuranlar, insanı unutup köpeğe yatırım yapanlar, bu milletin terazisinde tartılacakları günü beklesinler. Zira o terazi, ne kuzu etli mamayı ne de o piyanoyu çeker; sadece adaleti ve vicdanı tartar.
