TEK YOL KURAN YOLU
Allah hikmeti kimlere verir konusunu tartışırken bir zat bana, Bakara suresi 269’ un mealinin;
“(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiştir. (Bu’nu ise) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar, ibret alırlar.” Şeklinde olduğunu söyledi ve gönderdi.
Okuduğumda;
Meal cümlesinin kurulum şeklinin, Allah’ı hata yapabilen, keyfi bazı işlemler yapabilen olarak anlattığını, bu açıklamada kötü niyetli bir kasıt olabileceğini düşündüm.
Ben de bir hata yapmamak adına başka ilim adamlarının meallerine baktığımda iki üç tanesi dışında neredeyse aynı açıklamada birleşmekteydiler.
En son hem ana dili Arapça olan hem nöroloji alanında bilim adamı bir profesörün mealini okudum.
Aynı ayetin mealini:
“Allah hikmeti/bilgeliği doğruyu yanlışı ayırt edebilme yeteneğini içtenlikle arzu edene ve çalışarak hak edene verir.
Kime hikmet verilmişse ona çok büyük ayrıcalık tanınmış demektir.
Ama bu ayrıcalığın kıymetini bilip insanların yararına kullanmayı, ancak aklını kullanan ve belirli bir tekâmül aşamasına gelmiş olandan başkası düşünüp anlayamaz.”
Şeklinde açıklamıştı.
İki farklı meal olunca ayetin Tefsirini okudum, özetle;
[Buna göre Kur’an-ı Kerîm ve sünnet-i seniyye gibi sağlam temel kaynaklarından hareketle dini öğrenmek, anlamak ve yaşamak “hikmetin” ta kendisidir.
Çünkü böyle davranan her türlü yanlıştan kendini korumuş, yapılacak en doğru işleri yapmış, sözünde ve fiilinde tam isabet etmiş olacaktır.
Allah, bu nimetini dilediği kullarına ihsan eder. Şüphesiz Allah’ın bu lütfuna erişmek için de kulların gayret göstermesi ve bunun yollarına girmesi gerekir.
Dini anlayıp yaşama nimetine nail olanlara pek çok hayır, iyilik ve güzellik verilmiştir.
Fakat bunu kavrayarak gerekli ibret ve öğüdü alabilmek için bozulmamış, temiz bir akıl sahibi olmak gerekir.]
Şeklinde idi.
Tefsire baktığımızda Allah’ın lütfuna erişebilmek için kulun gayret göstermesi, bunun yollarına girmesi ve çalışarak bunu hak etmesi gerekiyor.
Yani öyle rasgele bir eylemin sonucu olmadığı anlaşılıyor.
Yanılmamışım.
İki ayrı mealde/açıklamada müthiş farklılık var tabi bu farkı da ayetin mealinde yer aldığı gibi, aklını iyi niyetle kullananlar anlar, kötü niyetli insanlar bunu zaten anlamak bile istemez.
İlk mealde;
Allah hikmeti dilediğine verir denilmiş.
Bunu hiçbir özelliğe gayrete bağlamamış gibi açıklamışlar.
Devamında da hikmetin kişiye mahsus bir ödül olduğu şekilde açıklanmış.
Rabbim Hikmeti elbette dilediğine verir ona şüphe yok ancak sadece bu şekilde anlatılırsa sanki kişinin durumuna göre değil de rasgele birine de verirmiş gibi bir anlam verilmeye çalışılmış.
Bunun bir sebebi olabilir dedim, bu kendini peygamber soyundan, gavs vs. gösterenlerin halka daha kolay kendilerini kabul ettirmek için yaptılar diye düşündüm.
Resmen, Yüce Rabbim rasgele işler yapabilir denilmeye çalışılmış.
Bazı kişilere ayrıcalık tanır denilmeye çalışılmış.
Adaletsizlik bile yapar denilmeye çalışılmış. [HAŞA]
İkinci meali okuduğumuzda Rabbimizin yüceliği ön planda ve ilk mealdeki Yüce Rabbimizde oluşturulması istenilen şüphe bu mealde yok, zaten olamaz.
İlk mealdeki ciddiyetsiz yaklaşım aksine;
Yüce Rabbim o kadar hassas ki bu imkânı [Hikmetli] verirken ÇALIŞARAK HAK EDENE İÇTENLİKLE İSTEYEN’e verileceği vahyedilmiş.
Ayrıca bu hikmet elbette, Kur’an’ın gerçeklerini anlatma ile ilgilidir bir milim bile Kuran hükümlerinin dışına çıkılması mümkün değil.
Kur’an’da geçenlerin, Peygamberimizin tebliğ şekliyle anlatılması dışına çıkılmadan yapılması gerekiyor.
Bu çok büyük sorunlar olduğunu gösteriyor.
Kötü niyetli bilgisiz ve okuduğunu dahi anlamayan merdiven altında yetişmiş kişilerin halkı ne kadar yanlış yönlendirdiğini.
Bunun güzel dinimize çok büyük kötülük olduğunu
Kendi kendine hikmet sahibi olduğunu söyleyen zavallıların, hikmet sahibi kişilerin aktardığı bilgileri bile eğip büküp eklemeler yapıp.
Peygamberimizin yaşantısını dahi çok tehlikeli bir anlatımla, sapkın bazı davranışları [haşa] olduğu şekilde anlatarak.
İnsanların yüce dinimizden uzaklaşmalarını temin etme amacı taşıdığı görülüyor.
Edebi kurallara göre;
Bir cümlede bir kelimeyi çıkarsanız veya bir kelimeye farklı anlam yüklerseniz Allah muhafaza her şey yanlış olur. İnsanları Şirk’e yönlendirir.
Hz. Muhammed son peygamber ve Kur’an-ı Kerim tamamlanmış son kitap.
Bu yüce kitabımıza ilave yapmak veya yeni yöntemler eklemek, güncel hale getirmek düşünceleri tartışmaya bile açık olmayan yanlışlıklardır, hikmet sahipleri de zaten bunlara ek yapamaz, yanlış anlatamaz.
Hz. Muhammed'e bile böyle bir yetki verilmemişken, eşinin kardeşi olması ve günümüzde bile onun soyundan geldiğini söyleyip günah çıkarma seansları yapanlara yetki verilmiş olabileceğini söylemek, cehaletin ta kendisidir. Bu bir İslam anlayışı değildir.
Şirktir.
O zaman;
Yüce Rabbimizin çalışarak hak edenlere sunduğu hikmet, rasgele bir yaklaşım ürünü değil, kişiye verilmiş bir özel ödül değil, Kuranı Kerimde yer alan hükümleri Peygamberimizin tebliğ ettiği şekilde anlatmaya yöneliktir.
Kişisel bir ödüllendirme değildir, önemli bir sorumluluktur.
Bu güveni kötüye kullananlar, zaman geçtikçe çoğalmış ve sürüler halinde yer yüzüne yayılmıştır.
Allah bu tür kişilerden milletimizi korusun.
Bunu layıkıyla yapanlar geçmişte olduğu gibi günümüzde de vardır ki onlardan Allah razı olsun.
Ama hayatı İslam düşmanlığı ile geçmiş, neredeyse Yüce Peygamberimizin soyunu kurutmaya çalışmış insanları dinimizin sahibi, hikmetli ve birinin, geçerli hiçbir kaynak yok iken vahiy kâtibi gibi gösterilmesi tamamen İslam düşmanlığıdır.
Artık kimin Müslüman olduğunu kimin olmadığına bile karar veriyorlar.
Allah, kendisi ile kul arasında aracı gibi kendilerini gösterenleri lanetlediği gibi kullarına şah damarından yakın olduğunu Yüce Kitabımızda net bir şekilde belirtmişken, hikmet sahibi imiş gibi kendilerini gösterip, günah çıkarma seansları düzenleyenlerden Allah hepimizi korusun.
Bir örnek;
Hazreti Muhammed’in 25 yaşında evlenip 24 yıl tek eşiyle ölünceye kadar yaşamış olması, eşinin vefatı üzerine 4 yıl evlenmeyen ve sonradan ikinci eşi ile evlendikten sonra çocuğunun olmaması üzere eşinin izniyle bir evlilik gerçekleştirmiş olması dışında cinsellik içeren evliliği olmaması, diğer nikah kıyılanların hepsinin sadece nikahlı şekilde koruma amacı taşıdığı, onların hiçbirinin çocuğunun olmamasının da bunu açıkça ispat ettiği gerçeğine rağmen, eğer iddia doğru olsaydı koruma amaçlı nikahlı kadınlardan yüzlerce çocuğunun olacağı gerçeğini göz ardı ederek, ayrıca, Peygamberimizin ikinci eşinin 6 yaşında çocuk olduğunu yazmalarının amacı nedir.?
Bunu yazanları hikmetli görmek mümkün mü? Asla.
Böyle bir yalan ve yazdığımız üzere yanlış mealler haçlı zihniyetinin, onların karakollarının düzmece düşünceleridir.
İslam’a en büyük düşmanlıktır.
Bu şekilde toplumu İslam’dan uzaklaştırıyorlar.
Devletimizin bu tür sapkın düşünceli kurum ve kuruluşlara kişilere mücadele görevini en üst düzeye çıkarması gerekmektedir ve bunu beklemek her mü’min’in hakkıdır.
Takdir okuyucunundur.
