Türkiye’de adalet aramak, elbette tamamen değilse de bazenhatta çoğunlukla musluktan su akacak mı diye dua etmeye benziyor.
Bazen akıyor, bazen tıkanıyor ama çoğunlukla neden tıkandığını kimse bilmiyor.
Eşimin biryargı sürecinde yaşananlar ise sadece bir tıkanma değil tam bir hukuk komedisi.
Üstelik senaryosunu ben yazmadım.
Süreç devam ederkentemyiz üzerine önce Danış-tay’ın bir dairesi dosyaya baktı ve eşimin lehine karar verdi.
Bu duamız üzerine musluktan suyun akmaya başlaması gibi bir şeydi.
Yerel mahkeme de uydu.
Tam “Bu iş bitmiştir” diye düşünürken, bu defa idare temyiz etti ama dosya bir anda başka bir daireye düştü.
Bu ikinci daire aynı olayda bu kez idare lehine karar vermez mi?.
Bu pek olan bir şey değil ama oldu.
İşte asıl mizah burada başlıyor:
Bu gibi durumlarda dairenin yapması gereken tek görev, yerel mahkemenin ilk karara uyup uymadığını denetlemektir; esasa girmek değil.
Ama ne yaptı?
Dosyanın ortasına daldı, esasa girdi ve sıfırdan karar verdi.
Görev tanımını genişletip “bonus yorum” ekledi diyebiliriz.
Böylece elimizde aynı Danıştay’ın iki farklı kararı kalmış oldu.
Normalde bu durumda dosyanın İçtihadı Birleştirme Kurulu’na daire tarafından gönderilmesi gerekir.
Ama gönderilmedi.
Üyelerden kimse bunu hatırlamadı.
Kimse fark etmedi.
Danıştayın, ikinci defa bakan farklı dairesi kesin karar vermişti, idare ona göre işlem yaptı.
Bir yıl beklendi ve kenardan izlerken kendime şu soruyu sordum:
“Acaba Danıştay’ın içtihat trafiğini takip etmek vatandaşın görevi mi oldu?”
Evet dedim.
Eşimin adıyla bir yıl sonra dilekçe verdim:
“Bakın, iki farklı kararınız var. Bu çelişkiyi sizin çözmeniz gerekiyor.”
Ve sonuç?
Başvuru işleme alındı ve İçtihadı Birleştirme Kurulu’na gönderilerek dava numarası verildi.
Danıştay’ın yapması gereken görevi hatırlattım, onlar da “haklısınız” diyerek kabul etti.
Ama macera burada da bitmedi…
Bu içtihat karmaşası sürerken tam on yıldır alınmış ek gösterge farkı yaklaşık 60.000 TL’yi, üstelik faiziyle birlikte geri istediler.
Tabi idareye ödendi.
En garibi eşim 3600 gösterge davasını kaybetmişgörünse de şu anda 4200 üzerinden maaş alıyor.
Gerçekten 4200 gösterge üzerinden alıyor.
3600’ü Devlet yuttu.
Adaletin bazen geciktiğini, bazen karıştığını biliyordum ama doğrusu şunu da öğrenmiş oldum.
Faiz asla unutulmaz.
Bu süreç bana gösterdi ki Türkiye’de vatandaş olmak;
Sadece hakkını aramak değil.
Aynı zamanda:
İdareye görev tanımını hatırlatmak.
İçtihat çelişkisini tespit etmek.
Dosya akışını koordine etmek.
Bir yandan da cebinden eksilen paraların muhasebesini tutmak…
Hepsi bir paket hâlinde.
Ben bu sürece kahkaha katmayı, gülmeyi seçtim.
Çünkü gülmezseniz gerçekten çok zor, aklıma kötü cümleler gelince gülmeyi seçiyorum, nasıl olsa kıyamet var.
Yüce kitabımız şöyle diyor bu konularda:
“Doğrusu Biz sana Kitab’ı hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin.
Sakın hainlerin savunucusu olma.”
(Nisâ 4/105)
Rabbim karşısında ne yaparlar orada içtihadı birleştirme var mı yorum yapamam.
İçtihadı Birleştirme Kurulu, yüzde yüz eşimin haklı olduğu konuda sonunda ne karar verir bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Yarım saatte bitecek bir yargı süreci 12 yıl sürdü.
Bize göre şimdilik, hala devam ediyor tabi.
Adalet ararken, sistemi ve süreci eşim adına ben yönlendirdim.
Yargının yapması gereken işi ben hatırlattım.
Üst yargının eksik bırakılan içtihat halkasını ben tamamladım.
Bir sonraki yazıda örneği olmayan ama gerçekleşen bir başka yargı hikayesini yazacağım.
Bir tabela asayım artık hak ettim.
“İçtihat Hatırlatma Bürosu.”Kime ? …
