MASA ÜÇ AYAKLI DEĞİLSE AÇ KALIRSIN !!!
Ekonomiler yalnızca piyasaların kendi akışına bırakılarak yönetilmez.
Devletler ve merkez bankaları, ekonomik düzeni koruyabilmek için çeşitli araçlar kullanır.
İşte burada karşımıza üç temel kavram çıkar.
Para politikası ve maliye politikası, birde ithal ikame malların üretimi.
Para politikası;
Merkez bankalarının faiz oranları ve piyasadaki para miktarı üzerinden ekonomiyi yönlendirmesidir. Enflasyon yükseldiğinde faiz artırılır, ekonomi yavaşladığında ise faiz düşürülerek piyasa canlandırılmaya çalışılır.
Çünkü; piyasadaki para miktarı yalnızca bankaları değil, vatandaşın cebini, esnafın satışını, sanayicinin yatırımını da doğrudan etkiler.
Maliye politikası ise;
Devletin bütçe gücünü kullanmasıdır.
Vergiler, kamu harcamaları, teşvikler ve yatırımlar bu politikanın temel araçlarıdır.
Devlet bazen harcamaları artırarak ekonomiyi canlandırır, bazen de vergileri düzenleyerek tüketimi kontrol etmeye çalışır.
Yani biri “parayı”, diğeri “bütçeyi” yönetir.
Ancak, günümüzde ekonomik sorunların çözümünde neredeyse bütün yük para politikasının üzerine bırakılmış durumdadır. Bu memet yöntemi ve çok yanlıştır.
Üç ayaklı yuvarlak bir köy aile yemek masası düşünün.
Üç ayağı da yere değiyorsa dengede olur ve rahatlıkla etrafında oturan insanlar yemeklerini rahatça yerler.
Peki bu yuvarlak masanın bir ayağını kesin bakalım, bu masa üzerinde yemek yemeniz mümkün olur mu, masa dengede durmaz.
İşte enflasyon ile mücadelede sadece para politikasının devreye sokulması hiçbir sorunu çözmez.
Peki ne olacak.
Üç önlemin birlikte uygulanması gerekir.
Bunlar.
Maliye Politikası.
Para politikası.
İthalat ağırlıklı emtianım imalatına ağırlık verilmesi.
Şu anda uygulanan politika, faiz artırımı ya da faiz indirimi, adeta ekonominin tek çözüm aracı gibi görülmektedir. 20 yıl öncesinin uygulanan mücadele yöntemleri sanki bir ilçeyi yönetiyorlarmış gibi yeni yöntem gibi devreye sokuluyor.
Oysa ekonomi yalnızca merkez bankası kararlarıyla yönetilebilecek kadar dar bir alan olmaktan çıkmış büyümüştür.
Enflasyonla mücadele sadece faiz artırımıyla sürdürüldüğünde, üretici finansmana ulaşmakta zorlanmakta, yatırım iştahı azalmakta, reel sektör baskı altında kalmaktadır.
Bunun sonucunda büyüme yavaşlamakta, maliyetler artmakta ve toplumun geniş kesimleri ekonomik daralmayı daha ağır hissetmektedir.
Bu nedenle para politikası yanında güçlü bir maliye politikası ve kapsamlı bir vergi reformu da kaçınılmaz hale gelmiştir. Tabi üretimi hiçbir zaman göz ardı etmemek gerekiyor.
Ancak ihtiyaç duyulan reform;
Vergi oranlarını artıran değil, tam tersine vergi oranlarını aşağı çeken, üretimi ve ticareti teşvik eden sade bir sistem olmalıdır.
Bugünkü vergi yükünü üzerinde taşıyan KDV’nde indirim, mahsup ve iade mekanizmaları sistemin ana unsuru haline gelmiştir.
Bu yapı hem karmaşıklığı artırmakta hem de kayıt dışılığı, bürokrasiyi ve denetim sorunlarını büyütmektedir, en tehlikelisi sahte fatura virüs gibi sistemin bütün alanlarına sızmış, kara para cenneti oluşturmuştur.
Özellikle iade süreçleri piyasada ciddi zaman kaybı oluşturduğu gibi, kamu kaynaklarının haksız bir şekilde yanlış kişilere transferini sağlayan bir yöntem haline dönüşmüştür.
Bunun yerine ekonomik faaliyetlerin “dönme hızı”nı esas alan, % 5 gibi düşük oranlı fakat geniş tabanlı yeni bir vergileme modeli tartışılmalıdır.
Bu sistemde de sosyal amaçlı istisnalar daha baskın yer alabilecektir.
Böyle bir sistemde amaç;
Yüksek oranlarla az kişiden vergi almak değil, düşük oranlarla ekonomik hareketliliği artırarak daha geniş bir tabandan sürdürülebilir gelir elde etmek olmalıdır.
Bunun yanında, masanın üçüncü ayağı olan ithalat önleyici imalat anlayışı da yeniden güçlendirilmelidir.
Dışarıdan alınan ürünlerin ülke içinde üretilmesi yalnızca ekonomik değil, stratejik bir zorunluluktur. Bir ülke gıdasını, ilacını, makinesini, enerji ekipmanını ya da teknolojik altyapısını dışarıya bağımlı şekilde yürütüyorsa ekonomik bağımsızlığını tam anlamıyla koruyamaz.
Bu nedenle güçlü ekonomiler yalnızca tüketen değil, üreten ekonomilerdir.
Faiz politikası günü kurtarabilir, maliye politikası piyasayı dengeleyebilir, fakat uzun vadede kalkınmayı belirleyen esas unsur üretim kapasitesidir.
Kalıcı refah; yüksek faizle değil, güçlü üretimle, sade vergi sistemiyle, güven veren hukuk düzeniyle ve yatırım ortamını güçlendiren yapısal reformlarla mümkündür.
Tamam da var mı böyle bir sistem diyorsanız.
Çözümünü bilmediğim hiçbir şeyi ben tenkit etmem, bunu da bilin. !!

