Bazıları affetmeyi boyun eğmek, susmayı ise yenilmek zanneder.
Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biri budur.
Affetmek, intikam almaktan çok daha büyük bir irade ister. Sessizlik ise bazen söylenebilecek binlerce cümleden daha güçlü bir cevaptır. İnsan, öfkeliyken bağırabilir, hakaret edebilir, gücünü gösterdiğini sanabilir.
Fakat gerçek güç;
Öfkesine hâkim olabilmek ve gerektiğinde susabilmektir.
Sessizliğin gerçek kudretini ancak aklıselim insanlar anlayabilir.
Bu nedenle, sözlerin artık fayda etmediği yerde susmak, kinin insanı tükettiği yerde affetmek, insanın önce kendi ruhunu özgürleştirir.
Affetmek, karşı tarafı haklı görmek değil, öfkenin esiri olmamayı, kendine zarar vermemeyi seçmektir.
Birçok tip insan canlanmıştır zihninizde eminim.! Benim de..
Bir makama oturduğu gün kendisini sanki uzaya çıkmış gibi görenler…
Hiçbir konuda yeterli bilgi sahibi olmadığı hâlde her sözünü kanun yerine koyanlar…
Makamın kendilerine değil, kendilerinin makama hizmet etmekle yükümlü olduğunu unutanlar…
Görevlerinin sonunda herkes gibi “bir hiç" olacağını aklına bile getirmeyen liyakatsiz bazı yöneticiler...
Hiç birisinin makamları kalıcı değildir.
İnsanın ömür boyu taşıdığı tek unvan nedir dersek elbette “karakterdir”
Düşünün…
Yıllarca emek vermişsiniz.
Bilgi üretmiş.
Ülkenin yararına olacağını düşündüğünüz projeler hazırlamışsınız.
Bunları;
Devleti temsil ettiğini düşündüğünüz yöneticilere anlatmak istiyorsunuz.
Belki ülkeye katkı sağlayacak bir fikir, belki trilyonlarca lirayı kurtaracak bir öneri...
Fakat bırakın görüşmeyi, çoğu zaman başvurunuza cevap bile verilmiyor.
Verdiğiniz telefon numarası suskun.
Mesajınıza dahi dönüş yapılmaz.
Randevu talebiniz görmezden gelinir.
Çünkü onların gözünde sıradan bir insan önemli olan fikir üretemez, fikir üretmesi için, doçent, profesör, genel müdür vs. olmalıdır.
Ya da siyasi.!
Aradığınız kişiyi farklı bir kimlikle arayın.
Çok daha önemli ki "Falanca siyasi partiden arıyorum." deyin.
İnanın kapılar açılır.
Koridorlarda karşılanırsınız.
Çaylar gelir.
Bir anda "değerli misafir" oluverirsiniz.
Giderken bile asansör kapısına kadar refakat ederler.
İşte asıl problem tam da budur.
Liyakatin yerini sadakatin, bilginin yerini yakınlığın, üretmenin yerini referansın aldığı yerde devlet büyümez, kurumlar büyümez, sadece koltuklar büyür.
O koltuklarda oturanlar ise zamanla kendilerini devlet zannetmeye başlarlar.
Hâlbuki devlet, kişilerin egolarından çok daha büyüktür.
Peki bütün bunların affetmekle ne ilgisi var?
Aslında çok ilgisi var.
Karakter sahibi bir insana hakaret edebilirsiniz.
Yüzüne ağır sözler söyleyebilirsiniz.
Hatta fiziksel saldırıda bile bulunabilirsiniz.
Bunların yarası çabuk iyileşir ve geçer.
Ama bir insanı yok saymak…
Sesini hiç duymamış gibi davranmak…
Bilgisini, emeğini ve şahsiyetini görmezden gelmek…
İşte bunlar, onurlu insanlar için en ağır incitme biçimlerinden biridir.
Çünkü insan bazen hakaretten değil, değersizleştirilmekten kırılır.
Eğer sizi değersizleştirenden çok daha değerli olduğunuzu biliyorsanız.
İşte affetmenin en zor olduğu yer de burasıdır.
Buna rağmen affedebilmek…
Kin taşımadan yoluna devam edebilmek…
Başkalarının seviyesine inmeyi reddedebilmek…
Gerçek karakterin ölçüsü budur.
Zira intikam anlıktır, karakter ise ömürlüktür.
Bugün makamıyla unvanıyla kibirlenenler, yarın o makamdan ayrıldıklarında "bir hiç makamına" ulaştıklarında geriye yalnızca kişilikleri kalacaktır.
İnsanlar onları unvanlarıyla değil, insanlıklarıyla hatırlayacaktır.
Bu yüzden;
Karakter sahibi insanlar, hedefi yalnızca bir koltuğa ulaşmak olanlara benzemezler.
Çünkü bilirler ki makamlar geçici, en son makam "bir hiç" tir.
Erdem ise kalıcıdır.
Bazen yapılacak en doğru şey, mücadeleden vazgeçmek değil, insanın kendi seviyesini korumasıdır.
Affedin…
Ama unutmayın.
Sessiz kalın…
Ama teslim olmayın.
Ve en önemlisi;
Başkalarının karakter eksikliğinin sizi, kendi karakterinizden uzaklaştırmasına asla izin vermeyin.
Affetmek benim için en kolayı.
