Çünkü yazmak, düşünmekle başlar. Düşünmek ise sadece zihnin değil, ruhun da doyduğu bir hal ister.
Karnı aç olan bir insanın zihni başka bir yere gidemez.
Açlık, insanın bütün dikkatini, bütün enerjisini tek bir noktaya çeker: Hayatta kalmaya.
Aç insan aidiyet hissedemez.
Aidiyet; aileye, topluma, vatana ve hayata bağlanmak demektir. Ama açlık, insanın bağlarını birer birer koparır.
Çünkü insan önce ekmek ister önce güven ister önce temel ihtiyaçlarının karşılanmasını ister.
Aç insan öğretmen olmaya elverişli değildir.
Çünkü öğretmenlik sadece bilgi aktarmak değil, umut taşımaktır.
Aç bir eğitimci, öğrencisine umut veremez.
Onurunu koruyamaz.
Saygınlığını kaybeder.
Açlık, insanın sesini kısar, duruşunu bozar.
Aç insan hâkim olmaya da elverişli değildir.
Bütün inançlarda ve dini hukukta, bir hâkimin açken hüküm vermesi sakıncalı hatta haram sayılmıştır.
Çünkü açlık, adalet terazisini şaşırtır.
Bir saatlik açlık bile hükmü etkileyebilecek kadar ağır görülürken, sürekli aç yaşayan bir insanın hali nasıl olur?
Aç bir hâkim adaletini, merhametini ve dengesini yitirir.
Aç kalan bir baba otoritesini kaybeder.
Aç bir evlat babasına duyduğu saygının çoğunu yitirir.
Aç bir eş, kocasına olan takdirini ve itaatini kaybeder.
Çünkü açlık yalnız mideyi değil, ilişkileri de kemirir.
Açlık evin içine girince huzur dışarı çıkar. Sevgi azalır, sabır tükenir, saygı zedelenir.
Açlık, insanı yalnızlaştırır.
Ve sadece bireyleri değil, devletleri de zayıflatır.
Aynı şekilde açlık çeken devletler de karar alma bağımsızlıklarını ve onurlarını kaybeder. Gıdasını ve ilacını kendi üretemeyen devletler, iradesini yitirmiş bir vaziyete düşer.
Böyle bir devlette vatandaş, devletine olan aidiyetinin büyük kısmını kaybeder.
Çünkü devlet dediğimiz şey sadece sınırlar değil; vatandaşın açlığını giderebilen, ona güvenli ve onurlu bir yaşam sunabilen bir yapıdır.
Devlet, vatandaşını aç bırakıyorsa; vatandaş da içten içe o devletten kopmaya başlar.
Şimdi soralım:
Ülkemde kaç aç insan vardır acaba?
Karnındaki çığlığı susturacak bir lokma bile bulamayan kaç kişi var?
Kaç evsiz, kaç gurbetçi, kaç zorunlu göçmen insan var?
Muhtaçlık yüzünden gururundan, hayallerinden, tutkularından ödün veren kaç kişi var?
Açlık ve yoksulluk nedeniyle ülkesine olan aidiyetini kaybeden kaç kişi var?
Evet…
Aç insan yazamaz.
Aç insan düşünce üretemez.
Aç insan reform yapamaz.
Aç insan yenilik getiremez.
Çünkü açlık, insanın sadece midesini değil, geleceğini de tüketir.
Bir toplumun gerçek sınavı, en zayıfının sofrasında başlar.
Unutmayalım: Eğer yönetimler açlığı önemsemiyorsa, açlığın gerekçesi de çoğu zaman siyasidir.
Çünkü sadece midesini düşünen, eğitimsiz ve çaresiz bırakılan bir toplumu idare etmek çok daha kolaydır.
Umarım kimse aç kalmaz.!
