Elektrikli mutfak eşyaları tamir eden bir servise gittim.
İçeride, bir kadın ve bir erkek oturuyor, bir kadın da çocuğu ile ayakta banko önünde servis yetkilisi ile pazarlık ediyordu.
Kadın satın aldığı iki eşyanın fiyatını sordu.
İkibin ikiyüz lira olduğu, tamir edilen eşyanın tamir ücretinin ise dokuzyüz lira olduğu söylendi yani 3100 Lira..
Kadın cüzdanını çıkardı, kredi kartını servis elemanını uzattı.
Servis elemanı nakit vermesini istedi.
Kadın cüzdana baktı o kadar nakit yoktu ve İ-Ban’a havale yapayım dedi.
Servis elemanı, kart veya banka havalesi olursa KDV olarak 600 TL daha ödemesi gerekeceğini söyledi.
Hatta, nakit parayı sonra getirebileceği söylendi, anlaşılan birbirlerini tanıyorlardı.
Sonuçta, nakit olarak getirilecek tutar bir kâğıt üzerine not alındı ve kadın eşyalarını alıp gitti.
Bu işlem önümde gerçekleşen bir olay ve kurumsal işletmeler dışında aile işletmemeleri hatta diğer küçük işletmelerde, özellikle hizmet işletmeleri dahil orta direk diyebileceğimiz tüm işletmelerde yaygın olan bir uygulama. Yani bu kesimlerden devlet gerçek anlamda vergi alamıyor. Çok büyük vergi kaybı var ve bu konuda Devlet haklı diyemeyeceğim. Çünkü adil bir vergi sistemi yok. Bunun için bir gayreti de yok.
Peki bakanlık neler yapıyor.
Maliye Bakanlığı her gün bir farklı uygulama yaptığını sosyal medya ve basında paylaşıp duruyor.
Efendim fazla fiyat uygulayan şu kadar işletmeye şu kadar milyon lira ceza kesildi.
Efendim, vergi incelemelerinde şu kadar milyar vergi ve ceza uygulandı.
Efendim yapay zekayı uyguluyoruz sahte faturaları yakalıyoruz.
Efendim sahte faturalar ile ilgili kaç bin mükellefi inceleyeceğiz.
Efendim envanter tespitleri, hasılat tespitleri yapmaya başladık diyerek 20 yıl öncesi yapılan uygulamaları sanki yeni icat etmişler gibi övünerek anlatıyorlar.
Ayrıca; Efendin şu kadar mükellefi çağırdık, gönüllü uyum kapsamında şu kadar ek beyan sağlandı.
Efendim de efendim, rakamlar havada uçuşuyor, açıklamalar gerçeği tam yansıtıyor mu elbette biliyorum ama bilemem.!!
Havada uçuşan ve faaliyet raporlarına yansıyan milyarların, hazineye girdiğinden emin miyiz hayır.
Çünkü faaliyet raporlarına böyle bir istatistik yansıtmıyorlar ve mevcut veriler içinde tahsil imkânı olmayan sahte fatura kaynaklı rakamlar yer alıyor ve çıkardığınızda hayal kırıklığına uğruyoruz.
Aslında, sayı itibariyle önemli bir güç olan denetim mekanizması var bakanlık ve bu gücü etkili ve verimli bir şekilde çalıştırmış olsa iyi sonuçlar alınır, nerden biliyorsun diyorsanız bu görevi ben de yaptım, o zamanlar bu birim çok daha etkili idi.
Ben emekli olsam da hala ülkeme katkı sunabilir miyim gayreti içindeyim.
Ülkemize özgü bir vergi reformu hazırlayıp raporlaştırdım, hatta bir başka reform çalışmamı da uluslararası sempozyumda sundum ve yayınlandı. Çalışırken de çok sayıda görüş öneri raporları sundum ve bunların gereği de yapıldı çünkü o zaman bu tür çalışmalar dikkate alınıyordu.
Onun için bu meslektaşlarımın yeni oluşumları dolayısıyla önemli şeyler üretebileceklerini düşündüğümden 40 yıldır devam eden vergi sistemine bir yenilik getirirlermi, kayıt dışına otomatik bir mekanizma geliştirirler mi, en azından sahte faturaya ihtiyaç olmayan bir vergi sistemi oluşturabilirler mi diye yaptıkları çalıştayların sonuçlarını da izliyorum.
Evet, bu çalıştaylarda bazı tavsiyeleri oluyor, faydası da oluyordur ama bunlar mevcut olumsuzlukları ortadan kaldıracak ağırlıkta değil.
Mesela çalıştayda;
“Kurumlarda inceleme sonucu bulunan matrah farklarının dağıtılmış kazanç olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, hangi şartlarda değerlendirileceği.” Konusunda bir tavsiye oluşturmuşlar.
Bu kararı neredeyse birebir görev yaptığım sırada çalıştığım dönemde karar alıp uygulamışız.
“Emeklilikten çok önce ben de okuma komisyonunda görevli idim, komisyon başkanı R.HATİPOĞLU, üyeler, Ben, Ş. ALBAYRAK, M.Ali KILIÇ toplanıp aynı konuda karar alarak idarece uygulamaya konulmuş. 17.01.2002 tarihinde tam 24 yıl önce.
Meslektaşlarımdan çok daha önemli tespitlere önemli tavsiyelere imza atmaların bekliyorum, yaşadığımız ülke aynı ve çocuklarımıza bırakacağımız bu ülke daha sağlam sistemlerle daha özgür olarak adaletli bir şekilde ilelebet devam etmeli.
Her yıl faaliyet raporlarına baktığımı söylemiştim, yine baktım.
2024 ve 2025 yıllarına ilişkin.
Tahsil edilebilirliği olan tarhiyatlara isabet eden vergilerin toplamı, iade edilen vergiyi de düştüğümüzde, maaşlar için ödenen tutarı karşılar mı buna kendileri de bakmıştır, kabahat mı hayır, çünkü bu kurumun psikolojik etkisi önemli, ama bu kesimi yönlendiren kurulun öncülüğü daha etkili ve daha verimli olmalı.
Faaliyet raporlarındaki istatistiki bilgilere göre basında paylaşılan matrah farklarının önemli bir bölümü sahte fatura kaynaklı ve üç kat kesilmiş cezalardan ibaret.
Tahsil edilebilirliği yok veya çok zor, imkânsız gibi. Maalesef denetim elemanları mesailerinin çoğunu bu tür incelemelerine ayırmak zorunda kalıyorlar.
Sahte fatura incelemeleri sonucu düzenlenmiş raporlardan ise mahkemelerde maalesef sonuç alınamıyor.
Çünkü mahkemeler doğal olarak sahte fatura incelemelerinde düzenlenmiş raporlarda yer alan alıcı ve satıcıların tamamının incelenerek karar verilmiş olmasına bakıyorlar ve idareden bu mükelleflere yapılan inceleme raporlarının sonuçlarını istiyorlar.
İdareler verdikleri cevaplarda;
Şu kadar mükellefin miktar olarak inceleme limitinin altında kaldığı için incelenmediği.
Oluşturulan komisyonda bazı mükelleflere ait incelemelerin hıfzedildiği.
Henüz karşıt incelemelerin, mükelleflerin bulunamaması nedeniyle sonuçlandırılmadığı vs.
Şeklinde cevap verildiğinden.
Mahkemelerde, eksik inceleme veya somut veriye dayanmayan inceleme vs. denilerek raporlar düşüyor, hiçbir sonuç alınamıyor.
Yani o istatistik cetvellerinde yer alan bu büyük rakamlar hiçbir zaman tahsil edilemediği gibi vekalet ücretlerinin de devlet tarafından ödenmesine neden oluyor.
Bu yaklaşımla faaliyet raporlarını incelediğimizde, tahsil edilebilir olarak hazineye yansıyan vergi ve cezaların görevli devlet memurlarının maaşlarını bile karşılamayacak durumda kaldığını hesaplayabiliyorsunuz.
Sorunların çözümü var elbette.
Çözümü olmayan bir şeyi tenkit etmem asla.
Önce KDV genel oranına bakalım.
%20 oranı, orta direk diyebileceğimiz hem satıcı hem alıcı için çok cazip.
Yani bin lira için ödenecek ilave 200 lira oldukça önemli bir rakam ve giriş bölümünde örnek vermiştim.
Alıcı ve satıcı haklı olarak bunun pazarlığını yapıyor ve her zaman devletin aleyhine sonuçlanıyor.
Böyle olunca hem KDV hem de gelir ve kurumlar vergisinden yoksun kalınıyor.
KDV oranlar çok farlı, karmaşık konular içerdiğinden efendim lokantada satılırsa farklı oran, doğrudan satılırsa farklı orana tabi, üstü çikolata ile kaplanırsa farklı kendisi satılırsa farklı oranlar belirlendiğinden doğru oranlarla işlem yapmak neredeyse imkânsız. Oranın tek oran halinde % 5 gibi bir orana çekilmesi gerekiyor.
Sahte fatura virüsü sistemi sarmış çökertmiş durumda;
Kara para aklamaktan, vergi kaçırmaya, hayali ihracattan, devlet teşviki almada kullanılmasına kadar hayatın her alanında bir araç haline gelmiş durumda ve devlet bir kesim özel sektöre devlet memuru yetkisi vermiş bu yöntemlerle soyuluyor.
Kayıt dışı önlenemez durumda.
Vergi oranlarının uygulandığı kalemler adaletsiz bir şekilde sınıflandırılmakta ve yük varlıksız kesime kalmaktadır.
Sosyal amaçlı istisnalar gerçekleri yansıtmayan şekilde uygulanmakta, daha birçok şey var.
Tüm bu olumsuzlukları giderecek bir vergi sistemi uygulanabilir mi? Meslektaşlarımdan bekliyorum ama çıkmadı ben yapayım dedim.
Evet, Gerçekten var.
Hem KDV hem Gelir vergisi hem de Kurumlar vergisine uygulamak mümkün bu reformu.
Şu şekilde;
Çalışmamda tamamen devletin verilerini kullandım.
Sosyal amaçlı istisnalar, önceki sistemde uygulanandan daha büyük oranda ve daha sağlıklı olarak düşünüldü.
Gelir ve kurumlar vergisinde, bazı faaliyetler dışında diğer tüm mükelleflerin tamamına muafiyet sağlanarak hesaplama yaptım.
Dahilde alınan KDV’nde ise tek bir oran olacak ve bu oran %5 düşünüldü ve hesaplarda bu oran kullanıldı.
Hem %5 oranı alıcı ve satıcı pazarlığını neredeyse sonlandıracak.
Denetim de kolaylaşacak ve denetim oranı artacak.
Bu hesaplamalarda mevcut sistemdeki İKİ mekanizma kaldırılarak yerine DÖNME HIZI ikâme edilecek.
Milli bir vergi sistemi oluşacak. 40 yıldır değişmeyen köhneleşmiş sistemdeki % 1-10-20 oranıyla hazineye intikal eden Dahilde Alınan K.D.Vergisine ilave olarak, hem de % 5 oranı ile her yıl yaklaşık 5 Trilyon Lira ilave kaynak hazineye intikal edecek.
Bununla kalmayacak;
Reformla, mükelleflerin sahte faturaya ihtiyaç duymayacağından sahte fatura neredeyse tamamen sistemden çıkacak.
Reformda yer alan tek bir maddelik yasal düzenleme ile lokomotif sektör olan taşınmaz satışlarında kayıt dışılık tamamen ortadan kalkacak.
Yani;
İngiltere’den, Amerika’dan gelen kişilerden medet ummak doğru olmadığı gibi, ülkemizde kazandıklarını o ülkelere yatırmış kişilerin, kamuda görev verilmesine de karşı olduğumu söylemek istiyorum.
Ülkemizde bu konularda fikir üretenlere saygı duyulmadıkça sonuç almak mümkün olmayacaktır.
Ne yapalım duyulmuyor.
