Hukuk devletinin en temel özelliklerinden biri, mahkemelerin verdikleri kararların gerekçeli olmasıdır.
Çünkü gerekçe, sadece tarafları ikna etmek için değil, adaletin gerçekleştiğini göstermek içindir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesi, karar düzeltme müessesesini düzenler.
Kanun açıkça belirtmektedir ki, karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerden birinin dahi haklı bulunması hâlinde, önceki karar kaldırılır, uyuşmazlık yeniden incelenir ve kabul edilen gerekçeler değerlendirilerek yeni bir karar verilir.
Yaklaşık on dört yıl süren eşime ait 3600 ek gösterge davasında yaşananları kendimle ilgili olarak anlatayım dedim.
İlk aşamada Danıştay lehime karar vermişti.
Ancak idarenin yürüttüğü yeni süreç sonunda bu kez başka bir Danıştay dairesinde aleyhime karar verildi.
Bunun üzerine Danıştay'a karar düzeltme talebinde bulundum.
Dilekçemde dört ayrı hukuki gerekçe ileri sürdüm.
Bunların tamamı 2577 sayılı Kanun'un 54. maddesinde düzenlenen;
(a) Kararın esasına etkili olan iddia ve itirazların kararda karşılanmamış olması,
(b) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması, nedenlerine dayanıyordu.
Danıştay ilgili dairesi kararında şu sonuca ulaştı ve Türk Milleti Adına diye başladığı kararı:
"Karar düzeltme dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 54. madde hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme isteminin kabulü ile önceki onama kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelenmiştir."
Şeklinde yazdı.
Buraya kadar her şey hukuk tekniğine uygundu.
Ancak bundan sonra yaşananlar, en hafif ifadeyle düşündürücü.
Çünkü karar düzeltme dilekçemde ileri sürdüğüm dört hukuki gerekçenin hiçbiri hakkında tek satır değerlendirme yapılmadı.
Bunun yerine, tarafların hiçbirinin ileri sürmediği, karar düzeltme talebiyle de hiçbir ilgisi bulunmayan bir konu ele alındı.
Danıştay’ın gerekçesi olarak, vekâlet ücretinin mükerrer hükmedildiği belirtildi, bunlardan biri kaldırıldı ve sonuçta önceki karar yeniden onandı.
Oysa:
Vekâlet ücreti ne benim başvurumun konusuydu ne de karşı tarafın itirazıydı.
Üstelik söz konusu vekâlet ücretleri aynı kararda değil, farklı derece mahkemelerinin önceki kararlarında hüküm altına alınmıştı, üstelik karar düzeltme talep ettiğim Danıştayın kararında da yer alan bir husus değildi.
Ortada garip bir tablo oluşmuştu.
Bir taraftan Danıştay, "Karar düzeltme nedenlerini haklı buldum." diyordu.
Diğer taraftan ise, haklı bulduğu gerekçelerin hiçbirini tartışmadan, bambaşka bir konu üzerinden yeniden aynı sonuca ulaşıyordu.
İnsan ister istemez meşhur fıkrayı hatırlıyor.
Aslanın başı ağrıyormuş.
Orman meclisi toplanmış, çare olarak tilkinin dövülmesi için aslana teslimine karar vermişler.
İlkinde tilki neden şapkan yok gerekçesiyle aslan tarafından dövülmüş, aslan rahatlamış.
İkincisinde yine şapkan neden yok diye dövülmüş.
Üçüncüsünde, aslan başka bir sebep bulun demiş, bu defa başka bir gerekçe belirlenmiş, bakkalda sigara alıp gelmesini isteyelim, o filtreli olup olmadığını sormaz filtreli alırsa neden filtresiz değil deriz, filtresiz alırsa neden filtreli almadın diyerek döversin demişler.
Tilki durumu anlamış ve “Getireceğim sigara filtreli mi olsun, filtresiz mi?" diye sormuş.
Aslan bu soru üzerine daha da kızarak "Senin neden şapkan yok?" diyerek tilkiyi iyice dövmüş ve rahatlamış.
Fıkranın özü bellidir.
Sebep aranmaz, sonuç baştan bellidir. Danıştay böyle düşünmüş.!!
Ne yazık ki okuduğum karar bana tam da bunu hatırlattı.
Sanki Danıştay bana şunu söylüyordu.
Karar düzeltme talebindeki gerekçelerinde haklısın.
Bak, bu nedenle önceki kararı kaldırdım.
Ama yine de senin şapkan yok! “O hâlde kararı yeniden onuyorum.”
Elbette amacım hiçbir kurumu veya yargı mensubunu kötülemek değildir.
Hukuk sistemimizde çok değerli hâkimler ve örnek kararlar da vardır ancak yanlış olanı söylemek de vatandaşlık görevidir.
Çünkü adalet, sadece doğru karar vermekle değil, doğru gerekçeyle karar vermekle gerçekleşir.
Bununla bitmedi hele durun.
Dosyada birbirinden farklı dairelerin aynı konuda farklı kararları nedeniyle meselenin İçtihadı Birleştirme Kuruluna gönderilmesi gerekiyordu bu da yapılmamış.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra karara e-devlet’ten baktığımda, dosyanın olduğu gibi uyuduğunu gördüm.
Mecburen ben başvurdum.
Başvurum üzerine dosya İçtihadı Birleştirme Kuruluna gönderildi.
Dava dosyası yeniden İBK’da açıldı.
Bundan sonrası artık kurulun vereceği karara kaldı.
İşin diğer ilginç tarafı da nedir biliyor musunuz?
Yıllarca mücadele ettiğim 3600 ek göstergeyi alamadım ama bugün 4200 ek gösterge üzerinden emekli maaşı alıyorum.
Tabi mesele artık maaş meselesi değildir.
Mesele, hukukta kabul edilen bir gerekçenin gerçekten incelenip incelenmediği.
Vatandaşın iddialarına cevap verilip verilmediği ve yargı kararlarının kanunun öngördüğü şekilde gerekçelendirilip gerekçelendirilmediğidir.
Çünkü hukukta bazen kaybedilen bir hak telafi edilebilir, fakat kaybedilen güvenin telafisi çok daha zordur ve uzun süre gerektirir.
