İnsanın elinde hiçbir şeyin garantisi yok.
Bir nefesin bile…
Buna rağmen varlık, makam ve koltuk, bazı insanlar için sanki ebedîymiş gibi bırakmamak için sıkıca sarılınan bir varlık hâline gelmiş.
Oysa bunlar, ömrümüz gibi fânidir.
Bugün bizde, yarın başkasında.
Gerçekten iyi niyetli olan, varlığını, mevkisini kendi malı gibi görmez, onu Allah yolunda bir hizmet aracı sayar.
Ama çoğu zaman böyle olmuyor.
“Millet için buradayım” sözleri gerçekleşemiyor.
Ölümlülüğü bilen bir insanın, bu kadar sıkı sıkıya maddi varlıklara, bir makama tutunması, açıklanabilir değildir.
Hz. Muhammed’in hayatından aktarılan bir kıssa [hikâye, anlatı.] bu konuda bize çok şey söylüyor.
Hz. Muhammed bir gün eşrafıyla birlikte otururken, hışımla biri gelir, çadırı açar ve içeri bakar.
Oradakilerin hepsi aynı sadelikte, aynı tevazuyla oturdukları için, gelen kişi Peygamber’i diğerlerinden ayıramaz seçemez.
Şaşırır ve sormak zorunda kalır. “Muhammed Hanginiz?”
Kıssa bu kadar.
İşte bu manzara, mütevaziliğin ve gerçek liderliğin en net ifadesidir.
Makam, gösterişle değil, insanın tevazusuyla anlam kazanır.
Asıl mesele de budur.
Tüm yöneticilerin, gerektiğinde vakar içinde görevlerini bırakabilmeleri gerekir.
Çünkü varlık, makam,insanın ömrü gibidir.
Emanettir ve emanete sahip çıkmanın en doğru yolu, ona gereğinden fazla bağlanmamak, zamanı geldiğinde de onurla terk edebilmektir.
İnsanlık, makam varlık ve koltuktan değil, tevazudan anlaşılır.
Hz. Muhammed’in vefatı sonrası özellikle Muaviye döneminden başlayarak yerleşen saltanat yönetimi güzel dinimize, Kur’an dışı beşerî kitaplar yazdırarak çökmüşler hurafeye boğmuşlar ise de Osman Bey döneminde ve dönem dönem bazı padişahların Hz. Muhammed’in bu mütevazi yaşantısını, yönetim biçimini, İslam’ın gerçek kurallarıyla uygulamasını yeniden yerleştirmekisteseler deAtatürk dönemine kadarbir iyi bir kötü gelebilmiş ve istenilen mütevazilik yerleşememiştir.
Yüce dinimizi, zorlaştırıcı kurallar ekleyerek hurafeye boğulması, İslâm dünyasının gençlerini yüce dinimize yabancılaştırmış, dinini savunamaz hale getirmiştir.
İşte kötülükzihniyetiyüce dinimize çökmüş,görevlendirilmiş casuslar, sahte Müslümanlar görevlerini yapmış olmanın şevki ile daha fazlasını yapmaya koyulmuşlardır.
Devletimizin yöneticilerinin bu gerçeği görmeleri ve geç kalmamaları, tedbirleri alarak, Kur’an-ı Kerim’in güvenilir ilim insanları vasıtasıyla yeniden dilimize çevrilerek eğitimimizin ana kitabı olarak baş köşemizde yer almasını sağlamalıdırlar.
Bu asıl görevleridir.
