Türkiye’nin emeklilik sistemi uzun süredir kırmızı alarm veriyor. 1,48 çalışanın 1 emekliye baktığı, gelir–gider dengesi sürekli bozulmuş, prim ödemeleriyle maaş ödemeleri arasındaki uçurum her geçen yıl büyüyen bir yapıdan söz ediyoruz. Üstelik bu sistem, mevcut emeklisine dahi insanca yaşama imkânı sunamıyor. Milyonlarca insan, yıllarca çalışmasının karşılığında aldığı maaşla bırakın refahı, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor. Yoksulluk artık istatistiklerde değil, pazarda, markette, mutfakta her gün kendini hissettiriyor.
EYT düzenlemesiyle birlikte milyonlarca kişi bir anda emekli oldu. Bu adım, siyaseten kısa vadeli bir kazanç gibi görünse de, sistemin kırılgan yapısını iyice zorladı. Emeklilerin yaşam standardı zaten düşmüşken, maaşların enflasyon karşısında erimesi hızlandı. Daha önce de uyardığımız gibi, bu hamle “bir nesli” rahatlatmak yerine, “gelecek nesillerin” omzuna ağır bir yük bindirdi.
Şimdi gündeme gelen yeni kademeli emeklilik düzenlemesi, 4,5 milyon kişiyi ilgilendiriyor. Kanun geçerse, yaklaşık 1,5 milyon kişi bir anda emekli olacak. Resmi söylemde bu, “hakların teslimi” olarak pazarlanıyor. Ancak gerçekte, bu düzenlemenin arkasında siyasi bir hesap var: yaklaşan seçim öncesi bu kitlenin oylarını kazanmak. Fakat burada gözden kaçan çok önemli bir gerçek var. Açlığa, yoksulluğa ve çaresizliğe mahkûm edilen emekli, sandığa gitmiyor. Gitse bile, öfkesi ve kırgınlığıyla oy tercihini çoktan değiştirmiş durumda.
Yani hükümet, bu hamleyle hem ekonomiyi daha da zorluyor hem de siyasi açıdan beklediği karşılığı alma ihtimali oldukça düşük. Kaybedilen oy sayısı, kazanılması umulan oydan çok daha fazla olabilir. Bir yandan bütçe dengeleri altüst olurken, diğer yandan sosyal güvenlik sistemi adım adım çöküyor. Bu tabloya rağmen ısrarla “kısa vadeli popülist adımlar” atmak, hem halkı hem de AK Parti’yi birlikte mahvetmeye yemin etmiş bir strateji gibi görünüyor.
Bugün Türkiye’de emekli olmak, yılların emeğinin karşılığında huzurlu bir yaşam değil, aksine sürekli ekonomik savaş vermek anlamına geliyor. Pazarda domatesin kilosunu hesaplamak, torununa harçlık verememek, faturaların altında ezilmek… Emekliler, bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da kendi geleceğinin siyaseten malzeme yapılmasına tanık oluyor. Bu durum, sadece ekonomik değil, toplumsal bir çürüme sürecini de hızlandırıyor.
Sonuç olarak, kademeli emeklilik gibi düzenlemeler, seçim meydanlarında alkış toplasa bile, gerçekte ülkenin hem mali yapısını hem de sosyal dengelerini zedeliyor. Türkiye’nin ihtiyacı, günü kurtaran seçim manevraları değil, uzun vadeli, sürdürülebilir ve adil bir emeklilik reformudur. Aksi halde bugün alkışlanan her “müjde”, yarının en büyük ekonomik krizinin fitilini ateşleyecektir.

54 yaşındayım ve 9000 prim günüm var. daha ne kadar prim olması gerekiyor? ayrıca biliyorsunuzdur mutlaka, iki kesim arasındaki emeklilik şartları orantılı olmalıdır. bu nedenle de kademe haktır diyoruz. bu ezberden, öylesine söylenmiş bir şey değildir.
ki kesim arasındaki emeklilik şartları orantılı olmalıdır.kademe haktır.bu bir hak meselesidir.
1 gün için yaşıtlarımdan niçin 17-20 yıl daha fazla çalışmak zorundayım? EYT çıkarken nerdeydiniz? Niye itiraz etmediniz? Pasta az da olsa çok da olsa bölüşülür. 38-43 yaşında emekli olanlara niye sözünüz yok. 47 yaşındayım, 7560 pirimim var. Daha ne kadar çalışmamızı bekliyorsunuz? Mezara kadar mı?