İmralı tutanakları yayımlandı ve yıllardır sis perdesiyle örtülen bir gerçek nihayet çıplak hâliyle ortada duruyor:
Ortada ne bir silah bırakma çağrısı var ne de koşulsuz bir fesih iradesi.
Ortada şart var, pazarlık var, hesap var.
En baştan söyleyelim:
Abdullah Öcalan ne PKK’ya ne de YPG’ye “silah bırakın” demiyor.
Daha doğrusu diyemiyor.
Çünkü bunu demek, yıllardır kurduğu denge siyasetini bozmak olur.
Tutanaklar, bir liderlik metni değil; kişisel kurtuluş senaryosunun notlarıdır.
“Şart” varsa, samimiyet yoktur
“Şara adım atsın” diyor.
Yani önce devlet, önce sistem, önce karşı taraf…
Bu dil, barış dili değildir.
Bu, rehin pazarlığı dilidir.
Silah bırakma çağrısı böyle yapılmaz.
Silah bırakma çağrısı “ama” ile başlamaz, “eğer” ile devam etmez.
Yerel demokrasi masalı
“Yerel demokrasi” diyor.
Yetmiyor, “Atina demokrasisi” benzetmesi yapıyor.
Bu masum bir akademik gönderme değil.
Bu, merkezi egemenliği aşındıran tarihsel bir meşrulaştırma çabasıdır.
Federasyon demiyor ama
üniter devleti de kabul etmiyor.
Adını koymuyor ama kapıyı aralıyor.
Asıl itiraf: ‘Umut hakkı olmadan çalışamam’
İşte bütün tartışmayı bitiren cümle bu.
Yıllarca ne söylendi?
“Cezaevinden çıkma derdi yok.”
Peki tutanaklar ne diyor?
“Umut hakkı olmadan çalışamam.”
Bu bir siyasi analiz değil, açık bir itiraftır.
Suriye’deki YPG sorununu,
Türkiye’nin güvenliğini,
bölgesel istikrarı
kendi özgürlüğüne bağlayan bir yaklaşım bu.
Dahası var:
“Özgür kalırım, YPG sorununu çözemezsem yeniden yargılanırım” diyor.
Bu ne demektir biliyor musunuz?
“Beni çıkarın, deneyelim.”
Devlet ciddiyeti böyle bir deneme tahtası değildir.
YPG çağrısı nerede?
Yıllarca ne anlatıldı?
“Çağrı YPG’yi de kapsıyor.”
Tutanaklar ne gösteriyor?
- Doğrudan çağrı yok
- Net talimat yok
- Açık bir silah bırakma yok
PKK için bile bağlayıcı bir dil yokken,
YPG için beklenti yaratılıyor ama sorumluluk alınmıyor.
Bu tam olarak ikili oyundur.
Son olarak özetle
İmralı tutanakları bir “barış belgesi” değildir.
Bir “silah bırakma çağrısı” hiç değildir.
Bu metin şunu söylüyor:
“Ben özgürleşirsem çözüm olur,
özgürleşmezsem olmaz.”
Devlet böyle bir şartı kabul ederse,
yarın kimin hangi sorunu kendi özgürlüğüne bağlayacağını kimse kontrol edemez.
Bu bir çözüm yolu değil,
devlet aklını rehin alma teşebbüsüdür.
Ve artık kimseye “ikili oynamıyor” diye masal anlatmaya gerek yok.
İmralı tutanakları, bunu bizzat kendi cümleleriyle yazmış durumda.

