Sokakta herkesin dilinde aynı cümle: “Para yok.” Zengini de söylüyor, dar gelirli de. Ama bir bakıyorsunuz AVM’ler tıklım tıklım, kafeler dolup taşıyor, restoranlarda masa bulmak mesele. Ev fiyatları 67 milyonlardan başlıyor, kiralar asgari ücretin üç katına dayanmış. Üç kişilik mütevazı bir öğle yemeği 150 liradan aşağı çıkmıyor. Kimse gerçekten para harcamıyor gibi görünmüyor ama herkesin ortak derdi: geçinememek.
Bu tablo bize ne anlatıyor?
Mevcut ekonomi yönetimi, özellikle Sayın Mehmet Şimşek’in izlediği yüksek faiz politikasıyla halkı harcamaktan caydırarak enflasyonu düşürmeyi hedefliyor. Oysa sokakta yaşanan bambaşka: vatandaş cebindekini değil, geleceğini harcıyor. Kredi kartı limitlerinin son kuruşuna kadar tüketildiği, tüketimin artık “ihtiyaçtan” değil “alışkanlıktan” yapıldığı, “ya alırsam bir daha bulamam” psikolojisinin hâkim olduğu bir dönemden geçiyoruz.
Yüksek faiz ne demek?
İlk bakışta tüketimi kısmak için bir araç. Ama bir de işin üretici tarafı var. Faiz yükseldikçe üreticinin maliyeti artıyor. Krediye ulaşmak zorlaşıyor. Yani işletmeler sattığı ürünün maliyetine, artan finansman yükünü de ekliyor. Böylece ortaya çıkan döngü şu:
Faiz artıyor → Maliyet artıyor → Ürün fiyatı artıyor → Enflasyon yükseliyor.
Enflasyonu düşürmek için kullanılan bu araç, bizzat enflasyonu körüklüyor.

Ama ilginçtir: Bu politikaların sonucunda kaybeden halk olurken, kazanan belli.
Bankalar rekor kârlar açıklıyor. Faizden beslenen yerli ve yabancı sermaye yatırım yapmadan, üretim yapmadan yalnızca parasını “değerlendirerek” ciddi kazançlar elde ediyor.
Devlet, her yıl bütçesinin önemli bir kısmını iç ve dış borçların faizine ayırıyor. Kısacası, üretmeyen kazanıyor, çalışan eziliyor.
Denetim deseniz, kağıt üstünde var. Market rafları etiketten geçilmiyor ama cezalar caydırıcı değil. Zaten ceza yiyen market, bunu etikete bir daha yansıtıyor. Sonuçta cezanın faturasını da yine halk ödüyor.
Adına “serbest piyasa” denilen bu sistemde, serbest olan sadece zamlar.
Peki neden kimse müdahale etmiyor?
Çünkü sistemin çarkı bu şekilde dönüyor. Birileri, bu çarktan oldukça memnun. O yüzden, halkı düşünen bir politika görmüyoruz.
Gerekçeler her zaman aynı: “Reform”, “rasyonel zemine dönüş”, “piyasa dostu adımlar.”
Ama halka dost, üreticiye destek olan, dar gelirliyi kollayan adımlar nerede?
Bu tabloyu özetleyeceksek;
Bu düzende herkes birilerini düşünüyor. Ama halkı düşünen kimse yok gibi.
