İsmi Müslüman, Kendi Belirsiz Bir Ülke: Modern Türkiye’nin Kimlik Bunalımı
Yüzyıl önce bu topraklarda din, hayatın merkezindeydi. Sadece camilerde değil; mahkemelerde, çarşılarda, meclislerde, sokaklarda ve evlerde… Lakin bugün geldiğimiz noktada İslam yalnızca bir kimlik ibaresine, resmi bayramlara ve mezarlık levhalarına sıkıştırılmış durumda. “Müslüman bir ülke” deniyor ama gerçekte ne kadar Müslüman kaldık?
Devlet eliyle serbestlik: Haramın normalleşmesi
Bugün Türkiye’de zina yasal. Kumar ve bahis oyunları devlet eliyle organize ediliyor. İçki her köşe başında serbest, vergi kaynağı olarak teşvik ediliyor. Faiz yüksek enflasyona rağmen ekonomi politikalarının ana silahı hâline getirildi. LGBT propagandası dizilerden reklamlara kadar neredeyse her alana nüfuz etti. Bunu Rusya, Brezilya gibi ülkeler yasaklarken, Amerika’da bile muhafazakâr kesimler ciddi tepki gösterirken, bizde sessizlik hâkim.
Muhafazakâr bir iktidar döneminde, özellikle son 23 yılda, halk “artık din ayağa kalkacak” umuduyla beklerken, tam tersine birçok dini değer ya göz ardı edildi ya da bilinçli olarak yok sayıldı. Evlilik kurumu zayıflatıldı, ailenin temeli sarsıldı. 6284 sayılı yasa gibi düzenlemelerle kadın beyanı mutlak doğru kabul edilip erkek zayıf düşürüldü. Ahlak dışı ilişkiler resmen dokunulmaz hâle geldi. Bugün bir erkek, kendi evinde eşinin bir başkasıyla olmasına ses çıkarırsa suçlu olabiliyor.
Yüzde 99 müslüman ama…
Resmî söylem: “Türkiye’nin nüfusunun %99’u Müslüman.” Gerçekte ise namaz kılan sayısı her geçen yıl azalıyor. Gençler arasında ateizm, deizm ciddi oranda artış gösteriyor. Gusül abdesti nedir bilmeyen bir nesil yetişiyor. Besmele’yi, Fatiha’yı öğrenmeyen milyonlarca çocuk var. Oruç, namaz, helal gıda gibi temel ibadetler giderek hayatın dışına itiliyor. Sözde Müslümanlık, içi boş bir kimlikten ibaret hale geliyor.
Kimlik bunalımındaki ülke
Avrupa ülkeleri, seküler yapısına rağmen bazı ahlaki çizgileri koruyor. Örneğin birçok ülkede kumar yasaktır ya da sert şekilde denetlenir. İçki, sosyal alanlarda kısıtlıdır. Aile yapısına önem verilir. Türkiye ise İslam’ı sadece resmî törenlerde, protokol dualarında veya seçim dönemlerinde hatırlıyor.
Türkiye’de artık “laiklik” sadece dini bastırmak anlamına geliyor. Dini olan değil, dini hatırlatan her şey baskılanıyor. Dini yaşamak isteyenler “gerici” olarak yaftalanıyor ama her türlü ahlaksızlık özgürlük adı altında meşrulaştırılıyor. Ne garip bir çelişki…

Cân’a pisleyen güvercin
Bu çarpıklık, akla halk arasında anlatılan bir hikâyeyi getiriyor:
Bir dervişin omzuna bir güvercin konar. Derviş, bu güvercini “manevi bir işaret” zanneder, şükreder. Güvercin başta güzel görünür ama bir süre sonra dervişin omzuna pisler. Derviş hâlâ anlamaz ve “imtihandır” der. Ama sonunda gerçek anlaşılır: Güvercin güvercindir; kutsallık yüklemek senin hatandır.
Bugün Türkiye de aynen öyle… Müslüman ismine kutsallık yüklendi ama içi boş bırakıldı. Güvercinin pislemesi gibi, isim Müslüman kaldı ama her türlü haram meşru hale geldi. Kendini düzeltmeyen, ismiyle övünüp içini boşaltan toplumlar için bu son kaçınılmazdır.
İslam İsimde Değil, Hayatta Olmalı
Artık sadece “Müslümanız” demek yetmiyor. Kur’an’ın, sünnetin hayattan çıkarıldığı, ibadetlerin alışkanlık olmaktan bile çıktığı bir toplumda kimlik iddiası bir anlam ifade etmiyor. İslam, bir kimlik değil bir hayat tarzıdır. Bunu unutan toplumlar, sonunda kendi inşa ettikleri isimlerin altında ezilirler.
