Kağıttan Hayaller ve Saha Gerçekleri: Terörün Son Çırpınışları
Suriye sahasında son günlerde esen "mutabakat" rüzgarları, aslında diplomatik bir çözümden ziyade, miadı dolmuş bir terör yapısının can havliyle tutunduğu son dalları ve Şam’ın pragmatik geri dönüş hamlelerini gözler önüne seriyor. Ronahi TV üzerinden servis edilen çelişkili açıklamalar, masadaki tarafların niyetlerini ve sahadaki acı gerçekleri bir kez daha deşifre etti. Bir yanda devlet otoritesini tesis etmeye çalışan Suriye Enformasyon Bakanlığı’nın "teslimat ve entegrasyon" vurgusu, diğer yanda ise PKK/YPG’nin sözde lideri Mazlum Abdi’nin "hiçbir şey değişmeyecek" illüzyonu... Bu tablo, sadece bir anlaşmazlık değil, aynı zamanda büyük bir siyasi tiyatronun perdesidir.
SDF kanadından gelen "Kürt şehirlerine ordu girmeyecek, kurumlar değişmeyecek" söylemleri, tabandaki çözülmeyi engellemek ve militan kadrosundaki paniği yatıştırmak adına kurgulanmış birer hayal ürünüdür. Yıllardır Batı’nın lojistik desteğiyle kurulan o sözde özerk yapıların, egemen bir devletin hukuki ve askeri nizamı içinde "olduğu gibi" kalacağını iddia etmek, siyasi bir saflıktan ziyade açık bir dezenformasyon faaliyetidir. Terör örgütü yandaşları, bu çelişkili beyanlarla aslında kendi sonlarını yumuşatmaya, "ilhak" değil "ittifak" görüntüsü vermeye çalışıyorlar. Ancak gerçeklerin eninde sonunda gün yüzüne çıkma gibi inatçı bir huyu vardır; Şam’ın bayrağının dalgalandığı, sınırların ve stratejik noktaların teslim edildiği bir denklemde, sözde özerklik iddiaları sadece kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.
Bu süreçte en dikkat çekici ve ibretlik detay ise Mazlum Abdi’nin "Fransız Cumhurbaşkanı kefil oldu" sığınağıdır. Tarih, emperyal güçlerin "kefaletine" güvenerek yola çıkan yapıların, konjonktür değiştiğinde nasıl yalnız bırakıldığının mezarlığıyla doludur. Suriye’nin kuzeyinde kurulan bu tehlikeli oyun, terörün meşrulaştırılmasına hizmet etmeyecek, aksine örgüt içindeki ihtilafları tetikleyerek bu yapının kendi içinde patlamasına neden olacaktır. Bir kesim, Şam’ın askeri nizamına bireysel olarak entegre olmayı kabul ederken, ideolojik körlük yaşayan diğer kesim ise bu "anlamsız yolda" çatışmaya ve yok olmaya devam edecektir.
Öte yandan, Kamışlı Havalimanı ile Rmeilan ve Suwaidiya gibi stratejik petrol sahalarının teslim süreci, sözde özerklik masalının ekonomik ve lojistik tabutuna çakılan son çividir. Bir yapının "egemenlik" iddiası, kontrol ettiği kaynaklar ve stratejik geçiş noktalarıyla kaimdir; bunları on gün içinde teslim etmeyi kabul eden bir odağın, halkına "hiçbir şey değişmeyecek" demesi trajikomik bir avunmadır. Bu teslimat, SDG’nin sadece askeri olarak değil, idari ve mali olarak da iflas ettiğinin resmen ilanıdır. Şam yönetimi, sabırla ördüğü bu stratejik geri dönüşle, terör örgütünü kendi içinde "teslimiyetçiler" ve "maceracılar" olarak ikiye bölmüş durumdadır.
Özet olarak, karşımızda duran tablo bir uzlaşı değil, bir tasfiye takvimidir. Pazartesi günü göreve başlayacak olan yeni güvenlik müdürü ve savunma bakanlığına bağlı tugaylara "bireysel" katılımlar, örgütün kurumsal kimliğinin paramparça edileceğinin en somut kanıtıdır. Mazlum Abdi ve çevresindeki bir avuç fanatik, dış güçlerin vaatleriyle sahte bir güvenlik hissi yaymaya çalışsa da, sahadaki gerçekler bu "kanton" oyununun sonuna gelindiğini haykırıyor. Bu anlamsız yolda yürümekte ısrar edenler, sadece Suriye’nin birliğini geciktirmeye çalışmakla kalmayacak, aynı zamanda kaçınılmaz sonlarını daha sancılı hale getireceklerdir.
Netice itibarıyla, SDF/YPG koridorunda yaşanan bu panik havası ve birbirini yalanlayan açıklamalar, kurulan hayallerin gerçeklik duvarına çarpmasından ibarettir. Terör aparatlarını meşru birer siyasi aktör gibi pazarlama çabaları, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bölge gerçekleri karşısında hükmünü yitirmiştir. Ateşkes adı altında yürütülen bu süreç, örgüt içindeki radikal unsurların tasfiyesine ve nihayetinde devlet otoritesinin mutlak dönüşüne zemin hazırlamaktadır. Kendi halkını sahte vaatlerle oyalayanlar, günün sonunda hamilerinin değil, sahadaki gerçeklerin insafına kalacaklardır.

