Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz gün yaptığı açıklamada "Dirençli İstanbul hedefimize biraz daha yaklaşacağız. İstanbul'u afetlere, özellikle depremlere dayanıklı hale getirmeliyiz. Deprem bizi yakalayabilir. CHP'nin gündeminde rant var, hizmet yok" dedi.
Ancak bu açıklamanın geldiği yer ve zaman, kamuoyunda ciddi soru işaretlerine neden oluyor. Zira bu sözleri sarf eden kişi, yalnızca mevcut Cumhurbaşkanı değil; aynı zamanda Türkiye'yi 23 yıldır yöneten iktidarın lideri ve geçmişte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmış bir isim. İstanbul'da büyük bir depremin beklendiği neredeyse çeyrek asırdır biliniyor. Peki o halde neden bu kadar kritik bir konu hâlâ konuşuluyor ama yeterince çözülmüyor?
İstanbul’un yönetimi altı yıl önce CHP’ye geçti; ancak depreme hazırlık meselesi bugünün meselesi değil. İstanbul’da binlerce bina hâlâ depreme dayanıksız durumda. Kentsel dönüşüm adı altında sunulan çözümler ise, vatandaş için büyük ekonomik yükler barındırıyor. "Yarısı bizden" kampanyası, artan inşaat maliyetleri karşısında işlevsiz hale gelmiş durumda. Bugün inşaatın metrekare maliyeti 40 ila 50 bin TL’ye dayanmışken, dar gelirli bir vatandaşın hem devlete borçlanması hem bankadan kredi çekip müteahhite ödeme yapması, gerçekçi bir çözüm olmaktan uzaktır. Bu sistemle ancak bir avuç insan evini dönüştürebilir; geri kalan milyonlarca kişi ise riskli binalarda yaşamaya mecbur kalır.
Dahası, apartmanlarda karar almak, kat maliklerini bir araya getirmek, gerekli çoğunluğu sağlamak ciddi bir sorun. Bu tür bürokratik ve sosyolojik engeller, dönüşümü neredeyse imkansız hale getiriyor. Oysa çözüm aslında çok daha sade olabilir: Devlet, rezerv alanlarda konutları inşa eder, vatandaşın mevcut dairesiyle birebir takas yapılır. Daire bazlı takas ve gelir durumuna göre borçlanma imkânı sunularak adil ve yaygın bir dönüşüm gerçekleştirilebilir. Bu öneriler sıradan vatandaşların değil, danışman ordularına sahip devlet yöneticilerinin gündeminde olmalıydı. Neden hâlâ bu noktada değiliz?
6 Şubat 2023’te yaşanan büyük depremden sonra devlet, tüm imkânlarıyla seferber oldu. Peki, beklenen İstanbul depremi için neden benzer bir hazırlık yok? Depremi yaşadıktan sonra mı harekete geçilecek? Olası bir İstanbul depreminin 1 milyondan fazla can kaybına neden olabileceği tahmin ediliyor. İstanbul’un yeniden imarı 5 ila 10 yıl sürecek deniyor. Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası'nın yüzde 36’sını üreten bu şehir çökerse, sadece bir kent değil, bir ülke de çöker. Deprem artık sadece bir afet riski değil, bir beka meselesidir.
Bugün siyasetçilerden, kimin hizmet ettiği ya da etmediğini söylemekten ziyade, çözüm üretmelerini bekliyoruz. Rant tartışmalarıyla zaman kaybetmek yerine, milyonlarca insanın hayatını koruyacak gerçek politikalar geliştirmek zorundayız. Günü kurtaran değil, geleceği kurtaran adımlar atılmadığı sürece, her yeni açıklama sadece geç kalınmışlığın itirafı olmaktan öteye gidemez.
