İHANETİN VE TASFİYENİN ANATOMİSİ
Ortadoğu’nun toz dumanı arasında birileri yine "Kürtlerin hamisi" rolüne soyunmuş durumda. Düne kadar kendi topraklarına sokmadığı, köşe kapmaca oynadığı PKK/SDG unsurlarıyla bugün kol kola giren, Washington koridorlarında yeni bir "taşeronluk ihalesi" için boy gösteren Mesud Barzani’den bahsediyoruz. Ancak bu "ulusal bilinç" sosuna bulanmış hamlelerin ardındaki gerçek niyet, ne Kürt halkının selameti ne de bölge barışıdır; bu, sadece ve sadece batan bir hanedanın varlık sancısıdır. Ocak 2026 itibarıyla karşımızda olan tablo, basit bir siyasi değişim değil, bir asırdır bu coğrafyanın damarlarına sülük gibi yapışan kiralık aparatların toplu imha sürecidir. Barzani’nin bugünlerdeki "damarlarına kadar Kürtçülük" çıkışlarının sebebi, Amerika’nın kirli bir mendil gibi kenara attığı PKK’dan boşalan koltuğa talip olmaktır. Fakat Barzani şunu bilmeli: Tarih, emperyalistlerin ipiyle kuyuya inenlerin hüsranıyla doludur.
Bir Örgütün Yenilgisi Değil, Bir Alanın Kapanışı
Suriye’nin kuzeyindeki SDG (YPG) yapısı için yaşanan süreç bir askeri yenilgiden ziyade, bir "yaşama alanı kaybıdır." Yıllarca "yüz bin milis" ve "on binlerce TIR silah" algısıyla Batı’yı ikna eden bu balon, devlet otoritesi sahaya döndüğü anda sönmüştür. ABD’nin stratejik desteğini çekmesi ve Şam’daki yeni yönetimin "bireysel entegrasyon" dayatması, örgütü tarihinin en büyük varoluşsal krizine sokmuştur. Öngörümüz nettir: Önümüzdeki 6 ay içinde bu sözde kantonlar birer toplama kampına dönüşecek, 2027’ye gelindiğinde ise PKK bir örgüt değil, sadece tozlu arşivlerde kalmış bir istihbarat artığı olarak anılacaktır. Alan tutmanın güç olmak anlamına gelmediğini acı yoldan öğrenen bu yapıların, Türkiye ve Suriye arasındaki normalleşme kıskacında nefes alması artık imkansızdır.
Belediye Maskesi, İhanet Gerçeği
İçeride ise manzara, dışarıdaki ihanet kadar vahamet arz etmektedir. Bugün Gazi Meclis’in koridorlarında ve belediyelerde oynanan oyun, doğrudan devletin varlığına kasteden bir beka saldırısıdır. DEM’li belediyelerin vatansever Kürt işçileri sokağa atıp yerlerine Kandil referanslı militanları doldurması, belediyecilik değil; kamu imkanlarıyla düşman tahkimatı yapmaktır. Sınır hattında bayrağımıza uzanan ele sessiz kalan, Meclis kürsüsünden terör örgütlerine "müttefik" güzellemesi yapanların yeri Meclis sıraları değil, bağımsız Türk yargısının önüdür. Bu bir siyasi rekabet değil, bir vatan-ihanet cephesidir. Devletin çelik iradesi, belediyeleri terörün lojistik üssü haline getirenlere asla geçit vermeyecektir.
CHP’nin Stratejik İntiharı
Bu zillet tablosuna eklemlenen ana muhalefetin hali ise Türk siyasi tarihi adına ibret vericidir. CHP yönetiminin "Mürşitpınar Sınır Kapısı açılsın" ısrarı, insani yardım maskesi altında köşeye sıkışan terör unsurlarına nefes borusu uzatma çabasından başka bir şey değildir. Suriye’deki yeni meşru yönetimi küçümseyip PKK artıkları için "endişelenen" bir genel başkan, bu millete milli siyaset dersi veremez. 3-5 oy uğruna Ankara’nın pusulasını bırakıp Kandil hattına vagon olan CHP, stratejik bir intihara sürüklenmektedir. Gelecek nesiller, Türkiye beka mücadelesi verirken ana muhalefetin terör koridoruna lojistik destekçilik soyunmasını utançla okuyacaktır.
Leş Kargalarının Son Ziyafeti
Sonuç olarak; leş kargalarının son ziyafeti bitmek üzeredir. Türkiye, sadece sınırlarını korumakla kalmayacak; Musul’dan Lazkiye’ye kadar uzanan hattı bir güvenlik havzasına dönüştürerek bu emperyalist taşeronları tarihin çöplüğüne süpürecektir. Barzani’nin icazet arayışları, PKK’nın hendek hayalleri ve içerideki uzantılarının "demokrasi" maskeli ihanetleri aynı mezara gömülecektir. Bu bir zafer hikayesi değil, coğrafyanın soğuk ve geri dönülmez gerçeğidir: Devlet geri dönmüş, alanlar kapanmış, kuklacılar çekilmiştir.
Perde kapanıyor; sahte kahramanların sığınacağı bir delik, tutunacağı bir dal kalmadı!

