Her yeni eğitim-öğretim yılı başladığında, milyonlarca velinin sırtına binen ortak bir yük var: Okul alışverişi. Ancak bu yük, artık defter, kalem, silgi gibi masum kalemleri çoktan aşmış durumda. Özellikle özel okullarda ve dershanelerde velilerin önüne konan "kaynak kitap" listeleri, adeta bir servet değerine ulaştı. Bugün bir özel okulda kaynak kitap ve ek materyal maliyetinin 100 bin TL'yi bulabildiğini, bir dershanenin bile 50-70 bin TL'lik setleri zorunlu kıldığını duymak kimseyi şaşırtmıyor.
Bu durum, akıllara dev bir çelişkiyi getiriyor. Madem devletin, yani Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) milyarlarca lira harcayarak bastırdığı ve ücretsiz olarak sıraların üzerine koyduğu ders kitapları yetersiz, o zaman bu devasa masraf neden yapılıyor? Eğer bu kitaplar, sınav sisteminin ve modern eğitimin gerekliliklerini karşılamıyorsa, neden her yıl bu israf döngüsü devam ediyor?
Yok, eğer asıl mesele bu kitapların yetersizliği değil de, özel yayınların daha "cazip" olması ise, o zaman sormak lazım: Devlet, neden en iyi eğitimcileri, pedagogları ve tasarımcıları bir araya getirip bu "kaynak kitaplar" formatında, zengin içerikli, öğrenciyi cezbeden materyaller hazırlamıyor? Neden eğitimde fırsat eşitliğini sağlamakla yükümlü olan devlet, kendi eliyle yarattığı bu boşluğu, devasa bir ticari sektörün doldurmasına izin veriyor?
İşin acı tarafı, bu sistemin tamamen bir "kaptırabildiğine para koparma" düzenine dönüşmüş olması. Okullar, yayınevleriyle anlaşarak velileri belirli setlere yönlendiriyor, öğretmenler müfredatı bu kitaplara göre işlemek zorunda kalıyor ve veliler de çocuklarının eğitimden geri kalmaması adına bu fahiş rakamları ödemek mecburiyetinde bırakılıyor. Herkesin bir şekilde payını aldığı bu ticari çarkın içinde ezilen ise her zaman olduğu gibi yine veli oluyor.
Devletin görevi sadece "asarım, keserim" demek, kural koymuş gibi yapmak mıdır? Yoksa o kuralların uygulanmasını sağlamak, denetlemek ve vatandaşını bu tür bir sömürüye karşı korumak mıdır? Eğer MEB'in kitapları yeterliyse, okullarda başka bir kaynağın dayatılması yasaklanmalı ve bu denetlenmelidir. Eğer yetersizse, o zaman da bu acı gerçeği kabul edip çözüm üretmek, kaynakları doğru kullanarak nitelikli ve yeterli ders materyallerini bizzat sağlamak zorundadır.
Aksi takdirde, her yıl milyarlarca liramız çöp olurken, velilerin cebinden çıkan on milyarlarca lira ile birileri zengin olmaya devam edecek. Ve biz, eğitimin bu "yardımcı" ama "ana" soygununu çaresizce izleyeceğiz. Bu kanayan yara, sadece cüzdanları değil, aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliği ilkesini de kanatmaya devam ediyor.
