Türkiye’de her yıl sonu yaklaştığında sahnelenen o meşhur oyun yeniden başlıyor: Asgari ücret pazarlıkları. Masalar kuruluyor, rakamlar havada uçuşuyor, taraflar "refah" ve "maliyet" ekseninde saflarını sıkılaştırıyor. Ancak bu gürültülü tartışmanın ortasında, herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle telaffuz etmediği o can yakıcı soru ısrarla es geçiliyor: Sahi, Türkiye’de gerçekten kaç kişi asgari ücretle çalışıyor?
Hayatın Olağan Akışına Aykırı Bir Tablo
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre bugün yaklaşık 7 milyon kişi asgari ücretli görünüyor. Ancak sahadaki gerçeklik bu rakamın çok uzağında. Şahsi kanaatim ve piyasa gözlemlerim net: Bu 7 milyonun olsa olsa yüzde 25-30’u gerçek anlamda asgari ücretlidir. Geri kalan milyonlar, yıllardır süregelen ve kanıksanmış bir "illüzyonun" parçasıdır.
Düşünün ki bir çalışan; bir sektörde 5 yıl, 10 yıl, hatta 15 yılını devirmiş, uzmanlaşmış, kıdem kazanmış... Ama kağıt üzerinde hâlâ "işe giriş ücreti" olan asgari ücreti alıyor. Bu durum sadece mantığa değil, Yargıtay kararlarına da yansıdığı üzere "hayatın olağan akışına" aykırıdır. Hiçbir çalışan, yıllar boyu yerinde saymaz. Öyleyse neden bu tablo değişmiyor?
"Elden Ödeme" Sarmalı: Devletin Kaybı, İşverenin Çıkmazı
Sistemin işleyişi artık bir sır değil: Çalışan SGK’da asgari ücretli gösteriliyor, hak ettiği gerçek maaş ile resmi rakam arasındaki fark ise "elden" ödeniyor. Bu formülün motivasyonu ise çok açık: Ağır vergi ve SGK prim yükünden kaçınmak.
Bu durum, devletin milyarlarca liralık vergi ve prim kaybına uğramasına neden olurken, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin geleceğini de dinamitliyor. Üstelik bu çarpık yapı, dürüst çalışan ve vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen işvereni de haksız rekabetle cezalandırıyor.
Yapay Zeka Çağında "Dijital Körlük"
Bugün kürsülerde "büyük veri" ve "yapay zeka" methiyeleri düzülüyor. Oysa bu sorunu çözmek için mucizelere gerek yok. Devletin elinde, bu illüzyonu saniyeler içinde dağıtacak bir veri gücü zaten mevcut.
Aslında yapılması gereken, *"Akıllı Denetim Modeli"*ne geçmektir. Nedir bu?
* Kıdem-Ücret Korelasyonu: 5 yıllık bir çalışanın hâlâ asgari ücrette kalmasının dijital olarak "kırmızı bayrak" yakmasıdır.
* Emsal Ücret Eşleşmesi: Bir mühendisin veya ustanın asgari ücretli gösterilmesinin sistem tarafından otomatik reddedilmesidir.
* Harcama-Gelir Dengesi: Resmi maaşıyla kredi taksitlerini bile ödeyemeyecek profillerin veri tabanında saptanmasıdır.
Tüm bu verileri çapraz bir sorguyla karşılaştırmak mümkünken, biz hâlâ yılda birkaç bin işyerini "sembolik" olarak denetleyip dosyayı kapatıyoruz. Teknoloji var, veri var, hukuk var; ancak ne hikmetse bu dijital güç, asgari ücret hilesini görmeye yetmiyor.
Çözüm: Sopayla Değil, Akılla
Gerçek mesele yapısal bir tıkanıklıkta gizli. Kurumlar vergisi, gelir vergisi ve SGK prim oranları makul bir dengeye oturtulmadığı sürece, bu "düşük gösterme" alışkanlığı bitmeyecektir. İnsanlar sadece ahlaki zafiyetten değil, üzerlerindeki ağır maliyet baskısından dolayı bu yola itiliyor. Devletin görevi sadece ceza kesmek değil, sistemi sürdürülebilir ve dürüstlüğe teşvik eder hale getirmektir.
Özetle/Kısaca
Asgari ücret tartışmasını samimiyetle yapmak istiyorsak, önce kayıtların ne kadarının sahte olduğunu kabul etmeliyiz. Gerçek asgari ücretli sayısını netleştirmeden yapılan her zam, her destek ve her siyasi açıklama eksik kalmaya mahkûmdur. Türkiye’nin bu kronik sorunu çözmek için ihtiyaç duyduğu tek şey, teknolojik imkanları cesur bir iradeyle birleştirmektir.
Aksi takdirde, her yıl aynı masalı dinlemeye ve aynı tiyatroyu izlemeye devam edeceğiz.

